Hep yeni yıldan bekliyoruz bişeyler. Bu yeni yıl bize şunları bunları getirsin demeyeceğim ben. Ben inanıyorum ki insan kendi kaderini kendi yazıyor.O yüzden benim yeni yıl dileğim: - Yeni yıla sevdiklerinizle girin - Sevdiklerinizi bu yıl hiç yalnız bırakmayın, hep onların yanında olun. Böylece sizde hiç yalnız kalmazsınız. - Mutluluklarını paylaşın, ozman sizde mutlu olursunuz. -Kötü günlerinde yanlarında olun ki sizinde kötü gününüzde onlar sizinle olsun. -Kendiniz için fırsatlar yaratmaya çalışın. Kimse siz birsey yapmazsanız sizin için bişeyler yapmaz. -Yardıma ihtiyacı olanlar için elinizden geleni yapın. Bu sizi hem mutlu edecek hemde sizin yardıma ihtiyacınız olduğunda emin olun yardıma kosan cok kişi olacak. Yani kısacası 2010 size durup dururken bişeyler getirmeyecek. Siz yaratacaksınız kendi mutluluklarınızı, hüzünlerinizi. 2010 yepyeni bir yıl. Bu yıl kendi kendinizi mutlu etmeniz ve sevdiklerinizin yanında olmanız dileğiyle.
Her dinleğimde gözlerim dolu dolu oluyor. Eminim sizin de sevdiğiniz bir sarkıdır ya da dinleyince cok seveceksiniz Canım arkadaşım 'H' ,biz ona çiko diyoruz, bu şarkı senin için..
Çok sevdiğimiz bir hocamızla dün en son dersimizi yaptık. İlk dönem bitiyor ve diğer dönem o hocamızla dersimiz yok.Okadar tatlı bir kadın ki. Diğerleri gibi öyle kompleksli ve burnu havalarda değil.Kurduğu cümleler, halleri, tavırları tıpkı bizim gibi. Onla konusurken sanki cok samimi bir arkadaşımla muhabbet ediyormuşum gibi gelir bana. Aynı zamanda cok ta iyi bir gözlemci bir o kadarda açık sözlü. Kendi zayıf noktalarıyla rahatlıkla dalga gecebiliyor. Olması gerekenleri anlatıyor, sonra 'ama ben böyle olamadım' diyor.Dün bizi iki senede ne kadar iyi tanıdığını kanıtladı bize. Bize bizi anlattı.Ama önce uyarı da bulundu:'İnsanlar kendilerini doğrulayan insanları severler. Ama ben öyle yapmıacağım size sizin duymak istediklerinizi söylemeyebilirim' Tek tek herkese nasıl biri olduğunu söyledi sonra. Sıra bana geldiğinde tedirgin oldum aslında biraz. Çünkü bana gelene kadar okadar gercekci seyler söyledi ki diğerlerine Herkes afalladı. Sıra bendeydi ve kendime geldim onun söyledikleriyle: 'Sen akıllısın ve bir okadar da güzelsin. Ama bunların farkında değilsin. Farkına varıp bunları kullan bana kalırsa. Kendini göstermeyi pek sevmiyorsun ama zamanı gelince de panter gibi atılıyorsun öne. İş hayatında ikincisini secmelisin yoksa kimse seni farketmez. İnek bir yanında var aslında. Sana dokunanı da pişman edersin. Özel sektörde başarılı olabilrsin ama. Kimse seni sen bişey yapmazsan keşfetmez.' Teşekkür ederim hocam. Nasihatlarınız için, bize verdiğiniz değer ve öğütler için teşekkür ederim. Şimdi daha iyi anlıyorum ki okul bitiyor ve benim artık bişeyler yapmam gerekiyor. Kimse beni oturduğum yerde keşfedemez.
Yeni yıl geliyor.. Yepyeni bir yıl.. İnsanlar bir yıl daha bitti diye kutlamalar yapıp, eski yılın son gecesinde delice eğleniyorlar..Aslında üzülmek gerek bence hayat bir yıl daha eskidi diye. Vedalar hep hüzünlü olur ya onun gibi. İşte o gecede bir yıl bize veda edip gidecek. Bir yıl önce de bu yıl yeni yıldı.. Onu da çoşkulya karşılamıştık.. Şimdi ise bitti diye sevineceğiz, kutlamalar yapıp havai fişekler patlatacağız.Aslında bir yandanda bir karşılama var onu da hesaba katmak gerek. Ama gelen gideni aratır sonucta... Bakalım bu yıl bize ne yeniilikler, ne mutluluklar, ne yeni başlangıçlar veya bitişler hatta ne hüzünler getirecek... Merakla bekliyoruz....
Ne zamandır İzmit'te kalmıyordum. Çok yakın arkadaşım eve çıktı senenin başında ama biz bir türlü ev ziyaretine gidemedik ona. Sonunda dün gittik evine. Tam anlamıyla harikaydı evleri.. Hem düzenli bir okadar da temiz.. Ama ben ne zman İzmit'te kalsam içim sıkılır... Sevemedim bir türlü orayı.Aslında yer yerinde güzel anılarım var.. *E* ile gezdiğimiz, elele geçtiğimiz yerlerden gectim dün.Anılar geldi aklıma; İzmitte ki ilk günümüz sonra bir de son günümüz. Geçirdiğimiz dolu dolu bir yıl geldi aklıma. Her yerinde bir anımızın olduğu İzmit'i önce *E* terketti. Şimdi de sıra bende.. Okulu bitirp mezun olduktan sonra kimbilir bir daha ne zaman gideriz İzmit'e.
+Bizi evinde misafir eden arkadaşım R ye teşekkür ederim. Herşey çok güzeldi..
Sizce -ciğim, -cığım gibi isimlere getirilen ekler günlük hayatta ne anlama gelir? Samimiyet mi yoksa saygı mı? Peki ya siz sevmediğiniz, hoşlanmadığınız birine '.....cığım' diye hitap eder misiniz?
Final tarihlerim belli olmuş. Pek te güzel yapmışlar bu sefer programı.. Tebrikler.. Beğendim.Bol boşluklu, arada calışmaya imkan tanıyan ve pek te yorucu olmayacağını tahmin ettiğim sınavlarım 4 Ocakta başlıyor.. Şimdiden başarılar bana.Ve OCak- Şubat programım:
-4 Ocak-15 Ocak Güz Dönemi Finalleri -23 Ocak-31 Ocak Güz Dönemi Bütünlemeleri (Hiç büte kalmamak umuduyla) -1 Şubat-5 Şubat Bahar Harc Ödemeleri ve Ders Kayıtları (31 Ocak'ı 1Şubat'a bağlayan gecede bu iş mümkün olduğunca çabuk ve itinayla halledilecek) veee..... -1 Şubat-9 Şubat Söke Tatili ...evet evett biletimi aldım gidiyorum..İstanbul'dan birazda olsa uzaklaşmak iyi gelecek bana.....
Bir anda, hem de öyle bir an ki bu her yanımı umutsuzluğun kapladığı, mutluluğun anlamını unuttuğum ve kendimi değersiz hissetiğim anda çıktı karşıma. Aslında hep ordaymış ama ben farkedememişim. Belki de farketmek istememişimdir. Yaşadıklarımı ağlayarak anlattığım arkadaştı aslında önceleri. Beni teselli eden ama duygularını hiç paylaşmayan. Paylaşmadı benimle duygularını. Başklarından duydum ben hep. Böyle bir şeye hazır değilim ben deyip geçiştirdiğim ısrarlı insanlardan duydum.. Sonra bir an baktım ona, sonra dönüp kendime... Haksızlık mı olur bu diye. Bambaşka duygular içindeyken nasıl evet diyebilirdim ki. Cok cabuk oldu aslında sonra baktık ki yanyanayız, eleleyiz... O benim hayatıma bir ışık gibi geldi. Herşeyi unutturdu bana. Benim ben olduğumu hatırlattı, sevilmeyi ve sevmeyi hatırlattı... Özellikle de sevilmeyi.. Onunlayken mutlu olmayı, O yokken onu özlemeyi öğretti bir de bana... Gözlerinde ki parıltının ne anlama geldiğini , gözlerimin ona baktığımda parladığını bilmeyi öğretti ..Tutkuyla bağlanmanın ne anlama geldiğini anladım onunla. Her gece ' seni seviyorum' diyerek uyumanın ve her sabah 'günaydın sevgilim' diyerek uyumanın tatlı tadını aldım onunla... Ben kendime şaşırıyorum şimdi, birini bu kadar sevebildiğime. Birine bu denli tutuyla bağlanabildiğime şaşırıyorum.Gözlerinin içine baktığımda o sevgiyi hissedebildiğime inanamıyorum..Onu görmediğimde cıldıracak kadar ve hızlı bir şekilde onu özlediğime inanamıyorum. Seni seviyorum sevgilim.. Seni sen olduğun için seviyorum. Seni herşeyinle seviyorum. En mutlu anlarımı senle yaşadığım için, en kötü zamanlarımda yanımda olduğun için, ağladığımda göz yaşlarmı sildiğin için, üzüldüğümde başımı omzuna dayayabildiğim için, sana sarıldığımda sendeki sevginin sıcaklığını hissedebildiğim için seviyorum seni. Hiç bir zaman değişmeyeceğini biliyorum, sen her zaman benim yanımdasın.. Bende öyle...
Soguk kış geceleri için en güzel formül... Annem sağolsun almış aktardan ıhlamuru kaynattı bir güzel içtik. İçimiz ısındı. Annelerin kalbi birmiş demek. Biri dedi 'evde otururken sıcak bişeyler iç lütfen'. Diğeri 'hergün içelim artık sıcacık sıcacık' dedi. Hımmm seve seve içerim. Pek bir güzel. Sizlere de tavsiye ederim.
Annem calıştığı için bizim kahvaltı günümüz sadece pazar günüdür. Ailecek pazar günleri kahvaltısı bizim için önemlidir. Bütün imkanları kullanarak cok güzel bir masa hazırlanır ve bir tören misali yemekler yenilir. Ben bile normalde kahvaltı etmeyi sevmediğim halde kapasitemi aşarak bir cok şey yiyebiliyorum. Hatta normalde biz cok cay içmeyiz ama pazar kahvaltısı olunca bu da değişir. Kahvaltının ardından sofra toplama ihalesi bana kalır. Ve sonra anneyle Türk kahvesi keyfi yapılır. Bugün günlerden cumartesi ama annem kendine izin verdi bugün. İşe gitmedi. Sabah uyandığımda onu evde görmek bana garip geldi. Sanki bugün pazarmış gibi.Sonra tıpkı pazar günleri oldugu gibi ne yapsak bugün diye düşündük.. Cumartesi günü annemin evde olma şerefine ben paçanga böreği yaptım ona. İlk defa yedi ve cok beğendi. Birlikte cay keyfi yaptık sonra. Her haftasonu evde olsa gitmese işe. Anne kız kahvaltı yapsak sonra.Ben ona hep paçanga böreği yapsam. Ne güzel olur...
İstanbul'da yılın ilk karı şu an itibariyle yağıyor :) Ama bütün gün bardaktan boşanırcasına yağmur yağdığı için yerler ıslak ve karın tutacağını pek sanmıyorum... Yinede gece ışıkların büyüsüyle karın yağısını izlemek ayrı bir zevk.
Aslında ben pek beceremem teknolojiyi kullanmayı. Teknoloji benim için bilgisayardan sınırlı.. Zaten pekte sevmem devasa tvleri, dokunmatik telefonları, insanları bir kenara iten türlü türlü alet edevatı.İlgilendiğim tek şey dediğim gibi internet ve bilgisayar.. Onda da bir msn bir facebook olsun yeter.. Daha da fazlasını istemem zaten... En sevdigim de ne biliyor musunuz?Msn de görüntülü konusma... Bugün biraz daha anladım ne kadar güzel birşey oldugunu.. Yıllar önce nerden aklımıza gelirdi ki uzaktaki birileriyle karsılıklı biribirini görüp sohbet edebileceğin.. Valla benim aklım böyle şeylere ermiyor. Aç kamerayı taa İngiltere'de ki yakınlarını gör... Teknolojiyi kısmende olsa seviyorum sanırım.. Ama bu kadar yeter daha fazlasını istemiyorum.. İnsanlar ucan arabalara falan binmesin, ya da uzayda yasamasın mesela...
Sezen Aksu yeni albüm çıkarmış cok ta güzel olmuş..Belki cok oldu ama ben daha bu sabah dinledim..En sevdiğim parçalarını koymuş albümüne. Ben cok beğendim.Favori parçalarım:
1)Kendini beğenmişlik. 2)Kendini bilmezlik. 3)Başkalarını aşağılayarak konusma. 4)Bilmişlik taslamak. 5)Kaba ve küfürlü konuşma. Ama ne yazık ki böyle insanlar o kadar cok artık ki. Her dk nın sinir olma halinde gecmesi kacınılmaz.
Gittiler.. Ayrılmak cok zor oldu. Hergün birlikte olunca alışmıştık iyice. Hem ben hem *E* boşluktayız şimdi. Çok özleyeceğiz.. Artık telefonla, msnle yetinmek zorunda kalıcaz.. İstanbul'a gelip, bizi ziyaret ettikleri için ve güzel zaman gecirmemize vesile oldukları için çok teşekkür ederiz...Geriye cok güzel anılarımızve fotoğraflarımız kaldı. En güzel yanıda birbirmizi yakından tanımamızı sağladı bu ziyaret.. Tekrar gelicekleri günü özlemle bekliyoruz..
Bu arada bircok arkadasım askere gitti. Aldığım haberlere göre çogu da iyi yerlerde askerlik yapacaklar.. Burdan ailelerine ve kendilerine Allah kavuştursub demek istiyorum.. Hayırlı teskereler arkadaşlar...
Bayramdan beri pek bi aksiyonlu geciyor günlerim. Evde oturduğum yok, okulu da iyiden iyiye astım(gerci devamsızlık haklarımı bu zamana saklamıştım) Böyle sitem eder gibi söylediğime bakmayın.. Pek memnunum hayatımdan.. İstanbul'un gitmediğim, görmediğim yerlerini gördüm bu iki haftada.. Yalnız uyuyamamaktan biraz şikayet edebilirim.. Çok severim ben uyumayı.. Hazırlanmam, evden cıkmam uzun sürer diye 1de gitceksem bir yere 9 da kalkarım ben.. Buna karşılık uykusuzluğa hiç dayanamam.. Her günüm pek bir güzel pek bir eğlenceli geciyor.. Alışık değilim ben böyle olmasına.. Ben alışmışım maraton hayata, evden okula okuldan eve gitmeye, haftada bir *E* ile buluşmaya..Uzun süre okula gelmeyince 4 senedir gidip geldiğim yol dün gözümde büyüdü.. Üstüne de her zamakinden fazla trafik eklenince, servisten bir an önce inebilmek için dua ettim.. Servis hayatı boyunca yaşadığım en kötü en sıkıcı yolculuktu sanırım.. Ama sonunda *E* nin evine gidip onun ailesiyle birazda olsa vakit gecirmek üstümdeki bütün olumsuzlukları bir anda sıfırladı. Ahh bir de sabahın köründe kalkıp yine servise binip onca yolu geri gelmek olmasaydı.. En kötüsüde gecenin bir yarısında uyuyup sabahın 6sında kalkmaktı.. Aslında okula gelmezdim öyle bir yolculuktan sora ama yaklaşık 3 hafta önce aldığım konuyu anlatmam gerekiyordu. Tabi onca yorgunluk ve uykusuzluktan sonra nasıl anlatabilirdim ki..Bende 2 kere okudum konuyu ve ardından okuya okuya sasıra sasıra bir güzel anlattım(?)...Neyse sonunda bunu da atlattım, üstümden büyük bir yük kalkmış oldu.. Şu an hala okuldayım ve yaklasık yarım saat sonra yine beni zorlu, uzun ve trafikli bir yolculuk bekliyor..Artık bugün eve gideceğim hem annemi de özledim.. Erkenden yatmayı planlıyorum sonradan kararımı değiştirir miyim bilmem.. Hem sora yarın yine gitmemiz gereken bir yer var..
Somon ve mezgit hariç hiçbir balığı ağzıma sürmezdim.. Ta kii hamsili pilavı yiyene kadar...Okadar güzel ki balığın tadı pilavla birleşince harika oluyor. Hele birde üzerine limon sıkınca yemede yanında yat.. Yapması biraz zahmetli ama.. Görüntüsü ve tadı bir harika.. Fotoğraflar herşeyi anlatıyor sanırım... Fazla söze gerek yok...
Gezi anılarımı uzun uzun yazıp sizleri sıkmayacağım...Bütün hızıyla devam ediyor ama kısaca gecmek istiyorum sadece..İstanbul'un avrupa ykasının altını üstüne getirdik. Gezmediğimiz yer kalmadı nerdeyse.Sultan Ahmet camii, Ayasofya Müzesi, Mısır Çarsısı, Kapalı Çarşı, Dolmabahçe Sarayı(özellikle Atatürk'ün vefat ettiği oda beni çok duygulandırdı.)'nı sırasıyla gezdik.. Tabi olmazsa olmalarımızdan alışverişimizide yaptık..Cevahir alışveriş merkezine misafirlerimiz hayran kaldılar aynı şekilde Beşiktaş çarşısına da...Bize artık sıradan ve tanıdık gelen yerler onların beğenisini kazanınca değeri anlaşılıyor.Aslında gercekten de harika bir yer şu İstanbul.. Düşünüyorum da başka yerde yaşayabilir miyim diye sanırım hayır yaşayamam..Gecesi farklı gündüzü farklı güzel..Her semtinin ayrı bir havası ve güzelliği var..Herşeyi, heryeri harika.Bir tek ne var kötü olan biliyor musunuz... İstanbul'da yaşayan bunu çok iyi bilir: Trafik....
Büyük bir havesle beklenen bayram harika geçti... Biraz yorgunluk var tabi doğal olarak.. Her dk sını değerlendirdik bayramın.Bayramın ilk günü gittiğimiz 'Balıkesir Muhasebecisi' adlı oyun çok güzeldi. İlk perdede biraz sıkılmış olsakta ikinci perde tam anlamıyla harikaydı...
İkinci gün 'Miniatürk' ilk durağımızdı.. Bayram boyunca havanın güzel olması bizim için en büyük şanstı. Miniatürk açık alana kurulmuş bir yer olduğu için bu şansı ogün en güzel şekilde kullanmış olduk.
Koç Müzesi'ne gidildi ardından ve orası da bir harikaydı. Çok güzel ve ince düşünülmüş herşey.Eski model arabalar, motorsikletler, bisikletler, hatta bebek arabaları insanı kendin alıyordu. Küçük bir zeytin fabrikası bile vardı. Balıkçı kulübeleri, marangozhaneler, torna tezgahları, yelkenliler, aklınıza gelebilecek herşeyin çalışma mekanizmaları herşey ama herşey vardı..
Üçüncü gün biraz koşuşturmalı ve zamanın coğu otobüslerde geçti.Dolmabahçenin kapısından geri dönmek zorunda kaldık.. Çünkü 3te kapanıyormuş...Bizde günümüz boşa gitmesin diye Ortaköy'e gittik.. Manzara her zamnki gibi harikaydı.. Akşamları daha bir ayrıymış manzaranın güzelliği...
Dördüncü gün bayram ziyareti için Kartal'a gidildi. O kadar zor oldu ki oraya gitmek.. Tabi Avrupa yakasının köprüye uzak bir kısmında oturunca biyle oluyor.. Kartal'a gittik ama dönüşte haydi biraz daha zaman var diyerek Pierre Loti'ye çıkardık misafirlerimizi. Uzun teleferik kuyruğunu tükettikten sora muhteşem manzara karsısında çay keyfi herkese çok iyi geldi.. Günün sonunda veda anı yaşandı. Misafirlerimizden biri iş dolayısıyla dönmek zorundaydı. Bayramı sonlandırdık ama hala İstanbul gezimiz sona ermiş değil.. Yeni gezi anılarıyla daha sonraki günlerde yazılarıma devam edeceğim...
Bayram dolayısıyla kapalıyız efenim...Misafir ağırlamaca bir yandan, öte yandan gezmece tozmacalar, yemekler, falan derken bloga girmeye vakit kalmıyor haliyle... Hımmm tabi birde evde internet kesik olunca bu durum imkansızlaşıyor. Netimiz açılır açılmaz hem gezi fotoğraflarımla hemde gezi anılarımla geri dönüyorum efendim..
+Şu an kaçak internetten girmiş bulunmaktayım.. Çok utanıyorum..=)
Hep özenmişimdir süslü kızlara ben, şöyle sabahın köründe bile olsa yüzünde makyajı eksik olmayanlara. Çünkü ben hiç beceremem öyle süslenmeyi falan. Makyaj yaparım yapmasınada makyaj denirse tabi. Az biraz göz kapaklarının üstüne yeşil kalem, siyah bir rimel, birde niveanın star dudak koruyucusu, al işte sana makyaj...Fazla bile daha ne olsun...Sabahın köründe kalkıp bide makyaj yapabilmek büyük başarı olur benim için.. Yok yok yapamam ki... Şöyle şıkır şıkır giyinip evden cıkamam sanki herkes bana bakıyormuş gibi gelir... Ama giyineni de cok takdir ederim.. Bazen tamam diyorum kaç yaşına geldin artık ne hala bu kot tshirt takıntısı.. Çizme aldım kenarda duruyor öylece.. Taytlarım desen onlarda öyle...Bir başkası olsa benim elimde olan kıyafetlerle ne kombinler yaratır ama bende o yetenek ve cesaret yok sanırım.. Haydi burda bir karar almış olayım artık... Kırıcam zincirlerimi... Atıyorum kotu conversi tshirtleri bir kenara... Bende süslü olucam, bende şıkır şıkır giyinicem...
(Kendim söyledim kendim inandım mı acaba... En fazla 2 gün sürer bu karar burdan duyurulur =))
Hangi akla hizmet 2 fincan türk kahvesi içer ki insan. Uyuyamazsın tabi. Dön sağa dön sola yok. Sonra başlarsın koyunları saymaya . En son 571. koyun atlamıştıtı ki çitten.. Yok yok olmaz ..Hiç işe yaramıyormuş koyunlar da. Sonra nasıl olduysa uymuşum.. Ama ne kötü uyuyamamak.. Bir daha asla türk kahvesini fazla kaçırmam.. Hatta belli bir saatten sonra aslaa içmem..
20 Kasım 2009 Cuma
-Haftasonu başlarız temizliğe artık.
-Başlayalım bari
-Ne demek başlayalım bari
-Tamam başlarız da çok abartmayalım
-Temizliğin abartmaması mı olur
-Olmaz dimi of
-Oflayacaksan hiç karışma ben kendim yaparım.
-Yok yok oflamam da bişey sorucam anne ne temizliği bu?
-Aaa hani cok hevesle bekliyordun ne çabuk unuttun bayrama 1 hafta kaldı
-Ay inamıyorum.. Tamam tamam cok güzel temizleyelim evi =)
Sinir oluyorum ne var biz de yüksek not alabiliyoruz... Notlarımız çok farklı da değil zaten...Hocalarla en az senin kadar bizde içli dışlıyız... Ama senin gibi görmediklik yapmıyoruz.. Orda burda " aa! adımı nasıl bilmezsiniz" gibi laflar hiç etmiyoruz. Bilmek zorunda mı ki hem kimsin sen önemli bir şahsiyet mi? Yo hayır hepimiz gibi öğrenci, herkes kadar aktivitelere katılan, yanlız fazla ve bazen boş konuşan, insanı çileden cıkaran... Senden tek isteğim biraz mütavazi olman, kendini gereksiz yere övmemen. İnan çok farklı değilsin... Aslında okul dışında seni çok seviyorum ama okula girince bambaşka bir insan olup çıkıveriyorsun... Bu uyarımı ciddiye al lütfen.. İnsanlar gercekten dalga geçiyor artık arkandan...
*E* ile en korkunc en zor ilk günlerimizdi sanırım cuma ve cumartesi günleri...Bütün günümüz ufacık bir şey yüzünden mahvoldu... Sanırım o ayrı ben ayrı aklımızda evire cevire düşündük korkuyla.. Birbirimizi teselli ediyorduk ama gercekle yüzleşmekten ikimizde cok korkuyorduk..Birbirimize dua et diye hatırlatıyoduk devamlı kötü birşey olmasın diye..Cuma akşamı gözüme uyku girmedi... Aynı şekilde *E*nin de... Neyse ki cumartesi sabahı rahatladık.. Sarıldık birbirmize.. En zor anımızı birlikte atlattık. Söz verdik sonre en kötü anlarımızı birlikte elele atlatmaya...Hayatımda olduğu için binlerce şükürler olsun..
Küçük bir kız çocuğu babası nereye giderse peşinden giden, babasıyla uyuyabilmek için üşümüş numarası yapan, babasının elinden tutup bütün İstanbulu gezen, evcilik oyununa bile babasını katan küçük kız çocuğu şimdi yanlızlığının ve babasızlığının 12. yılına girdi. O kız cocuğu büyüdü tam 23 yasında şimdi ama canından çok sevdiği babası yok yanında.. Canım babam yoksun işte, tam 12 yıldırr yoksun.O kadar uzun zaman oldu ki seni görmeyeli o kadar küçüktüm ki sen gittiğinde şimdi yüzünü bile hatırlamakta zorlanıyorum.. Kokunu, seni, parmaklarının arasındaki yumusaklığı, ellerini özledim baba.Herşeyini özledim babacım..Zaman o kadar hızlı geciyor ki özlem okadar cok büyüyor ki.. Her yapılan şeyde keşke sende olsaydın diyoruz hepimiz. Keşke sende olsaydın.. Keşke hiç gitmemiş olsaydın keşke hep burda olsaydın.. Kuzenim evlendiğinde abim askere giderken, ben liseden mezun olup üniversiteyi kazandığımda, sözlendiğimde sen de burda olsaydın keşke... Her yaşanılan sevinç senin yokluğunla eksik, her mutluluğumuz buruk. Çünkü yoksun bir daha sana sarılamayacağım doyasıya öpemeyeceğim..Yerin okadar boş ki burda... İçimde kocaman bir eksiklik boşluk.. Her aklıma geldiğinde gözlerimden süzülen yaşlara engel olamıyorum baba.. Seni cok özlüyorum..Eminim abim ve annemde özlüyordur... Ölüm bi zamandan sonra unutuluyor diyorlar ya öyle değil baba.. Hep benimlesin hep aklımdasın.. Hani beni çok seviyordun neden gittin baba...Bende seni cok seviyorum.. Bir gün biryerlerde karşılaşırsak eğerr seni asla bırakmıcam baba.
Saygıyla ve büyük bir özlemle anıyoruz Atamızı! Sen rahat uyu Atam..
"Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız, bu kafidir" Mustafa Kemal Atatürk
Dünya varmış!! Sınavları tükettim ve öyle çok rahatladım ki size anlatamam.. Zaten son anlarda bişey almıyordu beynim. Okuduklarımı anlamamaya başlamıştım.. Çalışırken gözlerim kapanmaya başlamıştı artık sıkıntıdan, yorgunluktan... Neyseki atlattık, geçti, gitti..
Zaten sınavlar bitti, servise yetişebilmek için depar attım.. Serviste de uyumayı planlıyordum ki ne göreyim dopdolu tıklım tıkış.. Herkes benim gibi düşünmüş sanırım eve dönmek için can atıyorlar... Ve sonuc 2 kişilik koltukta 3 kişi oturmak.. Hava da aksi gibi sıcak... Düşünebiliyor musunuz kasım ayındayız ve hava sıcaklığı 27 derece.. Tabi bu sıcakta dipdipe bırakın uyumayı, yanınızdakiyle temas etmekten kalcanızın yan tarafı su içinde kalıyor...Neyseki yolculuğuda atlattım ve pazar olması nedeniyle, pazar mı ne alaka sınav demeyin çünkü bizde böyle bir sacmalık sözkonusu, annem evdeydi ve yemeğim hazırdı.. Yemeğimi yedim ve doğru yatağa.. Kocaman anne yatağı ohh ne rahatt.. 2 buçuk saat mışıl mışıl kesintisiz uyku.. Beynim rahat, sınav stresinden uzak..
+Tabi o stresi atlattıkta birde sınav sonuçlarını beklemek var merak içinde...
Minübüslere binmek işkence gibi geliyor.. Helede ayakta kaldıysam eyvah ki ne ayvah.. Bide küçücük araca 40 kişiye yakın kişi doldurdular mı kendimi kaybediyorum.. İşte ozman ne tutanacak yer, ne ayakta rahatla durabilcek bir yer kalıyor.. Bir yerlere tutunabilmek için şekilden şekile girmek gerekiyor.. Adam gibi tutunamayıp dengeyide kaybedince hoop sağa hoop sola savrulup durmak kaçınılmaz.. Tabi bu sırada carpmak durumunda kaldığınız insanların oflama ve puflama sesleride cabası.. Bütün bunlar yetmezmiş gibi arkadan gelen paraları öne uzatma durumu da en feci anların yaşanmasına neden olabiliyor.. Minibüs şöförleride onca insanı küçücük araca sığdırmayı biliyolarda peki neden inmemiz gerektiğinde duymamazlıktan geliyorlar..en az 3 defa 'şöför bey inecek var.. müsait biryerde indirir misiniz.. eee kardeşim inecak var ' deme durumunda kalıyorsunuz.. Gerçi duymuş olsalar bile o kalabalıktan inmek bir 5dk alıyordur hiç şüphesiz.
Hep diyorum kendime binme şu minübüse atla tramvaya git evine.. Ama nerde iki adım fazla yürüyeceğim diye bu kadar eziyete katlanıyorum.. Bir dahaki sefere kendi sözümü dinleyeceğim.. Kalabalık konusunda minibüslerden farklı değil ama sonucta her durakta durmak zorunda...
Biri bana yardım etsin lütfen.. Dikkatimi toplayamıyorum, odaklanamıyorum.. Sabahtan beri çabalıyorum, uğraşıyorum olmuyor.. Kitabı elime almamla sıkılıp bırakmam bir oluyor.. Not çıkarayım dedim onu bile yarıda bıraktım..
Halbuki ne planlar yapmıştım kafamda. 2 gün boşluktaa neler çalışcaktım.. 3 dersi bitirirdim sözdee. Nerdee daha yarınki sınava bile tam hazır değilim.. Eyvah napıcam ben..
Bayrama bir ay kala yapmaya başlamıştım planları ben biliyorsunuz..Heyecanla bekliyorum o günlerin gelmesini çünkü. Bu nedenlede plan yapmakta aceleci davranıyorum napayım elimde değilki.. Sürekli aklımda bişeyler kuruyorum. Planlarımın ilk somut adımını atmış bulunmaktayım şu an itibariyle. *E* bugün işe biraz gec gidecekti, bizde fırsattan istifade gidip tiyatro biletlerimizi aldık.Buna göre bayram planımızı acıklıyorum: *26 Kasım Taksim gezisi
*27 Kasım bayramlaşma ve bayram kahvaltısı 'Balıkesir Muhasebecisi' adlı oyuna gidiş
*28 Kasım Miniatürk ve Koç Müzesi gezileri Pierre Loti'de çay keyfi Mangal partisi
*29 Kasım Dolmabahçe Sarayı gezisi Beşiktaş ve Ortaköy gezileri
1 Kasım 2009 Pazar
Sınavlara 2 günlük küçük bir ara vermiş bulunmaktayım... Eee çok iyi oldu bu. Ozman bunu kutlayalım:
Eğer bir arkadaşınız *normal zamanlarda mesaj atmayıp, sınav yaklaştığında notlarınızı istemek için canımlı cicimli mesaj atıyorsa, *okula erken gelmesi normal zamanlarda imkansız olup, sınavlar yaklaştığında koşa koşa gelip notlarınızı soruyorsa, *fotokopiden hangi notları aldığınızı ısrarla soruyorsa, *hangi notları alması gerektiğini ısrarla soruyorsa, *diğer bir arakadaşınıza 'o bu notu aldı, bize söylemiyor' gibi gerçekte varolmayan şeyler söylüyorsa, *normal zamanlarda zor arayıp, sınav zamanı 'nerden nereye kadar' diye sürekli arayıp sizin de calışmanızı bölüyorsa, *elinizdeki notları karıştırıp 'aa bu bende yok, neden söylemedin' diyip sonra kendi notları bakıp onda da olduğunu anlayınca 'he bende de varmış' diyorsa *sizin ondan not saklayabileceğinizi ima eder laflar ediyorsa *notlarının tam olduğuna emin olunca yüzünüze bile bakmıyorsa
kaçın, uzaklaşın,arkanıza bile bakmayın...Çünkü işte o çıkarcı, kötü arkadaştır...
29 Ekim 2009 Perşembe
Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak. O benim milletimin yıldızıdır parlayacak! O benimdir, o benim milletimindir ancak!
Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal! Kahraman ırkıma bir gül... ne bu şiddet, bu celâl? Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal. Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklal.
Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım; Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım! Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım. Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.
Garbın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar. Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var. Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imânı boğar, 'Medeniyyet!' dediğin tek dişi kalmış canavar?
Arkadaş, yurduma alçakları uğratma sakın; Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın. Doğacaktır sana va'dettiği günler Hakk'ın, Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.
Bastığın yerleri 'toprak' diyerek geçme, tanı! Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı. Sen şehid oğlusun, incitme, yazıktır, atanı. Verme, dünyâları alsan da bu cennet vatanı.
Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda? Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ! Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Hudâ, Etmesin tek vatanımdan beni dünyâda cüdâ.
Rûhumun senden İlahî, şudur ancak emeli: Değmesin ma' bedimin göğsüne nâ-mahrem eli! Bu ezanlar-ki şehâdetleri dinin temeli- Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.
O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım. Her cerîhamdan, İlâhî, boşanıp kanlı yaşım; Fışkırır rûh-ı mücerred gibi yerden na'şım; O zaman yükselerek arşa değer belki başım!
Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl! Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl. Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl; Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet, Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklâl!
Vize haftası geldi çattı.. Birazda aniden ve erken geldi sanki. Atlatmam gereken 7 sınav, 7 gün var önümde. Hemde pek yoğun geçecicek 7 gün.. Çok çalışmam lazım ama nedense şu an çalışmak gelmiyor içimden.. Vizeleri yüksek tutmam lazım.. Yüksek olurlarsa finallerde daha rahat ederim ben...
Vizeler bitsin önümüzde güzel günler var heyecanla beklenen.. Planları yapmaya devam ediyoruz. Sınavlara çok çalışayım ödül olsun bana yapacaklarımız.o günlerde bide kötü gelen sınav sonuclarıyla üzülmeyeyim..Hatta şimdi başlıyayım ben çalışmaya.. Çok fena gaza geldim bak şimdi.. İyi oldu buraya yazmam..
Sınav haftası gelip çatmış olan herkese BAŞARILAR DİLERİM...
Hava ne kadar da kasvetli bugün.. Kışa geçiş yaşıyoruz sanırım.. Zaten geç bile kaldı gelmek için kış.. Ben sevmem ki kışı.. Gelmese de olur.. Ya da ne kadar geç gelse ben o kadar sevinirim... Ama bir gün sıcak bir gün soğuk geçmesin.. Ya gelsin ya gelmesin... Ne giyeceğimi şaşırıyorum öyle olunca...
Ne sıkıcı bir gün.. Hava kapalı.. Saat daha 4. Ama evin içi kapkaranlık.. Havayı bulutlar kaplamış... Yağmur yağıp yapmamakta kararsız. Sevmiyorum böyle günleri ben..Zaten bütün günüm bankada sıra beklemekle geçti. Ne kötü güne denk geldi bankaya gitme zorunluluğum.. Ne kadar da yavaş çalışıyorlar.. Bankamatiği icat edene sonsuz teşekkürler..
+Bu arada yarın İstanbul'da hava sıcaklığı 21 derece ve çok bulutlu... Vee daha sonraki günler yağışlı gözüküyor.. Kış gercekten geldi bu sefer sanırım...
Bugün ne kadarda sosyaldik *E*le. Çok arayıpta zor bulduğum 'Benjamin Button'u izledik önce. Tek kelimeyle harikaydı film. Biraz uzun sürüyor.. yaklaşık 3 saat. Ama okadar zamanı bu filmi izleyerek geçirmek inanın zaman kaybı değil. Film, seksenli yaşlarında doğup, geriye doğru yaşlanan bir adamın hayatını konu alıyor. Benjamin Button hepimiz gibi zamanı durduramayan bir adamdır. Birinci Dünya Savaşı’nın sonunda, 1918’de, New Orleans’tan başlayıp 21. yüzyıla uzanan serüveniyle, onun hikayesi herhangi birininkinden daha sıradışı bir hayatı içerir. Şiddetle tavsiye edilir..
Daha sonra 'Kıymık (Splinter)'ı izledik. İlk film için söylediklerimi bu film için söyleyemeyeceğim..Genç bir çift romantik bir haftasonu tatili için ormana kamp yapmaya gider fakat polisten kaçan bir tutuklu ve kız arkadaşı tarafından rehin alınmalarıyla tatil tam bir kabusa dönüşür. Şans eseri bir araya gelen bu iki çift, kimsenin uğramadığı ücra bir benzin istasyonunda hayal bile edemeyecekleri dehşet dolu anlar yaşarlar...Tek kelimeyle berbat ve saçma.. İzlemenizi tavsiye etmiyorum..
Vee günün sonunda, hani haftasonu tiyatroya biletimiz var demiştim ya, tiyatroya gittik. Aslında tarih konulu olduğu için sıkıcı olur diye düşünmüştük ama hiç öyle değildi. Tam anlamıyla çok etkileyiciydi.'Lozan': Kurtuluş Savaşı’ nın ardından Lozan’ da barış görüşmeleri için masaya oturan İsmet Paşa’ yı savaştan daha güç bir süreç beklemektedir. Önemli olan savaşı kazanmak değil, diğer milletlere bunu kabul ettirtebilmektir.
Önümüzdeki hafta vizelerim başlıyor.. Yeni tiyatro bileti almak isterdim ama ypıcak birşey yok... Darısı Kasım ayının başına.. =)
Bayram için gelen istekler üzerine yeni planlar yapmaya devam ediyoruz efenim. Gelen 1. istek Dolmabahçe Sarayı gezisi. Dğeri ise Koç Müzesi. Tabi bu planı ve diğer iki planı iyi organize etmek gerekiyor. Çünkü bu yaklaşık 5 aktiviteyi yapabilecek 2,5 günümüz var. Hemen küçük bir alt plan yapalım ozman :
*Arife günü geliceklerini düşünürsek, o akşam Taksim'e çıkılabilir...
* 1. gün bizim evde bayram yemeği yenilir.. Akşamına tiyatroya bilet alınırsa tiyatroya gidilir...
*2. gün ise Miniatürk ve Koç Müzesi gezilebilir. Ordan da biraz uzak kalıyor ama Dolmabahçe Sarayı'na geçilir...
+Bu arada yarın için 3 tane tiyatro biletimiz var :)
Herkes nerde Ankara'da.. Ben nerdeyim evde.. Canım hiç istemedi ki Ankara'ya gitmek. Seminer varmış Ankara Üniversitesi'nde. Bizim kızlar topladı bavulları seminer için 3günlüğüne gittiler Ankara'ya. Aman dedim benim ne işim var orda. Okulda da kimse kalmadı bende yine ektim okulu evdeyim yani :) Ama bu kararı vermek baya zor oldu. acaba gitsem mi gitmesem mi diye çok düşündüm. Ama sonuda gitmemekte karar kıldım. Hem boğazımda ağrıyo azıcık. Okula gitseydim tam hasta olurdum( bahanelerle kendimi avutuyorum su an da...) Hem belki *E*le buluşuruz bugün. Hava da güzel.Okulda yanlız yapayanlız kalacaktım. Yapacak bişeyde bulamıyorum öyle olunca.
Aslında Ankara için kura çekilmişti ben çıkmıştım kuradanda. İlk defa böyle bir kura da kazanan bendim. Ama çok ani oldu ya gidişleri. Ben öyle günübirlik kararlar alabilen biri değilim. Vazgeçti bende hakkımdan. Çok ta üzülmedim zaten.
Bayramda Aydın'dan özel misafirlerimiz var ya hani. *E* nin annesi babası ve ablası ve tabi benimde :) Oyüzden çok güzel ve özel planlar yamaya calışıyorum. Vaktimizi güzel geçirelm isiyorum.. 1. planımı acıklamıştım zaten. Şimdi sıra 2. sinde. Tarihi yer ve tarihieser seven ablamız için tüm Türkiye'nin tarihi eserlerinin temsillerini içinde bulundaran 'Miniatürk' e gitmeyi planlıyoruz..
Bu kadarla bitmez tabi planlarımın devamı gelecek. Hımm belki onları da fal baktırmaya götürürüm. :P Zaten duysalar bana neler söleğini büyük ihtimal onlarda cok gitmek isterler :)
Fal baktırdım bugün.. Şok içindeyim. Herşeyi bildi kadın.. Büyük bir merakla gittim. Çok anlattılar herşeyi biliyor diye. Apar topar kalktık İzmit'ten fal baktırma sevdasına yollara düştük. Değdi de valla ne yalan söleyeyim. Kahve fincanı acıldı ve şok üstüne şok: -yüzük gözüküyor.. ince ve dalga gibi desen var üzerinde... ve şu an ya cebinde ya da çantanda... -??!! evett... -taşlı bir yüzüğünde var ama herzaman takmıyorsun.. -!!?!... -aile arasında takmışsınız 22 yaşının sonuna doğru sözlenmişsin.. -evvet doğru.. -sözlendiğin kişinin burcu boğa ve çok konuşuyor çok konuştuğu için işinde ve ilişkilerinde başarısız oluyor. kısa zaman önce iş değişikliği yapmış ve yeni işinde para sıkıntısı yaşıyor. işi bebek yada etiler gibi bir yerde cok lüks bir restaurant. sen bahçelievler tarfında oturuyorsun ama o şişli tarafında. -aman Allahım evet hepsi doru!! -evlilikle iş arasında gidip geldin dilek için ama sonra iş diledin. şu an son sınıfsın ve mezun olup diplomanı alacaksın işletme gibi birşey okuyorsun.. üst düzey bir işe gireceksin ve orada kalıcı olacaksın. yurt dışına gitmek isteyeceksin ama sözlün göndermeyecek... -!??!!.. - Temmuz- Ağustos gibi evlenceksiniz. - Öyle düşünüyoru (içimde bir sayı tutmamı istedi veeeee...) - 3 - evet doğru...
ve hatırlayamadığım daha bir çok şey... Verdiğim 15tl nin hakkını verdi kadın. Söyledikleri kadar varmış... Fala inanma, falsız da kalma =)
İki film daha aldım. Aslında bu filmler hiç te aklımda yoktu. Ben 'Benjamin Button' u istedim ama yoktu. En kısa zmanda onu da alıcam. Çok merak ediyorum. Cumartesi günü yine film günü. Tabi *E* nin işinde bir sorun olmazsa. Merakla bekliyoruz efenim =)
Not: Aslına bakarsanız ben tiyatroya gitmek istiyorum ama son andada bilet alınmıyor ki. 1 ay önceden bilet işini halletmek gerekiyor tiyatro için. Haftasonuna daha çok var demeyin lütfen... Sabırsızlıkla beklendiği belli olsun.
Çok mutlu oldum. Tiyatro dedim çok severim dedi. Ozaman gidelim dedim masrafa girme ama dedi. Yok ne masrafı devlet tiyatroları çok ucuz oluyor dedim. Ozman plan yapılmıştır. Bayram için en kısa zamanda tiyatro bileti alınacak.Tabi bayrama daha bir ay var ondan önce de gitmek istiyorum. Ama *E* nin işi belli olmuyor ki.
Okulun son senesi... Stres başladı ufaktan bende. Kendi stresim yetmezmiş gibi birde anne azarları başladı. Sanki ben bilmiyorum 5-6 ayım kaldığını, hatırlatmana gerek yok. Moral bozmada birebir yani. Destek olmak yok zaten. Zaten millette benim mezun olmamı bekliyordu. İş bulmak okadar kolay mı. Hem ben sırf işe girmek için girmek istemiyorum. Biraz da hayallerime, hedeflerime göre davranmak istiyorum. Bu benim hakkım değil mi. Kaç yılımı gecirdim ben okul sıralarında. Olmaz ki sırf bir işim var diyebilmek için hayallerimi gözardı etmek. Birileri de bana destek olsun istiyorum, hayyatta hep tekbaşıma mücadele etmek istemiyorum. Hep öyle değilmi zaten? Kaç kişi kendi imkanlarıyla iş bulabiliyor ki bu devirde. Olmuyor biliyorum. Staj yapmak istedim onu bile yapamadım. Neden çünkü hatırlı tanıdıklarım yok. Ama ben inanıyorum bir yerde şans bana gülecek ve ben mezun olduğum da bir işim olacak. İşte ozman ailem benim işe yaramz biri olmadığımı kabul edecek ve herseyi başıma kakamayacaklar. Ozaman bende bazı seyleri hakederek yaşayacagım ve kendimi asalak gbi hissetmeyeceğim. Kimsede öyle hissettiremeyecek.
Sabah uyanmamla şok olmam bir oldum. Bıktım ama artık. Yine uçukladım. Nedir bu benim çektiğim. Başka bir yerim de cıksın bu yara ya. Neden gelip tam yüzümün ortayerinde çıkıyor ki. Bu sefer hiç bir şeyi takmadım. Rüyamda da bir şey görmedim. Hayırdır neden pörtledi yine bu uçuk. Diğer çıktığında o kdarda ilaç kullandım. Hani kanım temizlenecekti. Bir işe yaramadı. Canımı da yakıyor zaten. İnce ince sızlıyor, beni sinir ediyor. =(
O uzun zaman olmuş yazmayalı. Aslında öyle pek bir olay da yok zaten hayatımda. Hele büyük değişimler hiç yaşamıyorum. Git gel İzmit 2 saat. Dün servis hayatımın en büyük hayalini gerceklestirdim ama. yıldır servis ahalisi olarak bir hayal kurardık. Ah bir sevgilimiz olsada şöyle omzuna yatsak serviste uyuyarak gecirsek yolculuğumuzu sevgilimizle diye. Yaptım yaptım ben. *E* nin omzunda yatarak gitttim İzmit'e. bir gün de olsa yetti bana. *E* ye biraz zor geldi okadar yolu sabahın köründe gitmek sonrada aksam trafikte geri dönmek. Eeee nede olsa alışık değil.
-Valla çekilmez bu böyle hergün. - Çekiliyor bak benim artık 5. yılım. - Ben olsam böyle git gel yapmazdım. -Ozaman bende eve çıkıyım en iyisi. -O olmaz işte. Geçen sene olsa olurdu.
Rüyamda göremedim seni baba. Çağırdın beni yanına. Ama ben gelemedim. Çok ağladım. Nerde olduğunu sordum saçma sapan insanlara. Konuşmayı bilmiyorlar ki. Söyleyemediler nerde olduğunu. Ya da söylediler ben anlayamadım onları. Gelmen lazım dediler sadece onu anlayabildim söylediklerinden. Neden sen söylemedin ' Gel kızım' diye. Onların ne söylediği anlaşılmıyordu ki baba. Gelemedim yanına. Ağladım, çırpındım seni görebilmek içn ama olmadı baba. Sonra uyandım. Seni göremeden uyandım baba. Resmini öptüm sora. Resmini öpmek seni öpmek gibi olmuyor ki. Bu gece rüyama kendin gel lütfen baba. Seni çok özledim. Yanımda değilsin bari rüyama gel arada bir.
Bana gelen bir maili sizlerle paylaşmak istedim. Bana çok ilginç geldi. Eminim sizinde ilginizi çekecektir.
Bu sadece tek bir ağaç orman değil!.. Dalları geniş bir araziye yeni bir ağaç gibi yayılan hint inciri ağacının adı Banyan yada ficus bengalensisdir. Kökleri daha sonra yeni gövdeler ve dallar oluşturur.Bu özelliği ve uzun ömürlülüğünden dolayı ağaç ölümsüz kabul edilir ve Hindistan mitleri ve efsanelerinin ayrılmaz bir parçasıdır.Bugün bile banyan ağacı köy hayatında önemli bir yere sahiptir ve gölgesinde köy toplantıları yapılır.Hindistan'da bulunan "Banyan" ağacı Budha'nın "ben banyan ağacıyım" dediği için Hintlilerce kutsal kabul ediliyor. Ve her bir dalının yere doğru uzamasıyla toprakta kök salarak yeni gövdeler oluşturduğu için ölümsüzlüğü simgeliyor.Korumalı bölgede tutulan banyan ağacının 320 tane kalın en az 3.000 tane ince gövdesi bulunuyor. 7.000 kişinin sığabileceği büyük bir orman oluşturan ağacın gövdesinden sızan süt gibi beyaz bir sıvıdan düşük nitelikli kauçuk elde ediliyor.
Ne güzel bir gündü bu böyle... *E* ile bütün gün beraberdik. Ama yine de yetmedi ki bize. Zaten hiçbir zaman yetmez ki. Seviyoruz birlikte zaman geçirmeyi. Şimdi bir de film izlemeye başladık. Bu sefer filmleri ben seçtim. Zamanımız boldu. İki film izledik birlikte. Biri 'Aşk Tutulması' diğeri 'Güneşi Gördüm'. İkisini severek izledik. Herkese de tavsiye ederim. Ben seçerim de güzel olmaz mı? ;) Biri mütavazilikten mi bahsetmişti acaba? =)
Hiçbir zaman kendini beğenmiş bir insan olamadım. Hep güzelsin dediler, ben yok canım nerem güzel benim dedim. Halada öyle düşünmekteyim. Aynaya bakıyorum yok beğenemiyorum kendimi. İlla ki beğenmediğim bir yerimi buluyorum kendime baktığım da. Yok yok güzel değilim ben. Kahverengi saclar ve yeşil gözler başkasında olsa beğenirdim ama bende güzel durmuyor. Zaten her yeşil gözlü güzel olmaz ki. Başkaları beğensin beni, ben kendimi beğenmiyorum.
Zaten kendini çok beğenleri de sevmem ben. Güzel değilsin kardeşim ne bu afra tafra. Ya o bile kendini beğeniyorsa ben niye beğenmiyorum acaba diyorum çoğu zaman. Ama öyle insanlar da itici geliyor ya bana. Tamam kıyafetmiş saçmış makyajmış güzellik katıyor insana ama ya gercekten bari biraz güzel olda tamamlasın güzelliğini. Yok değilsin o kıyafetleri giydin diye güzel olmadın ki.
Ben ne giysem yakıştıramıyorum kendime, saçımı yapıyorum beğenmiyorum, makyaj yapıyorum sonra azcık şurdan azcık burdan siliyorum fazla geliyor gözüme. Geçen günde kirpiklerim uzun olsun istedim. Herkesin kirpiklerini süzdüm çaktırmadan. Keşke benimkilerde böyle olsa dedim.
Herkes bana güzelsin derken ben kendimi beğenmiyorum. Güzel olmayıp ta kendini beğenenlere de şaşırıyorum. Kendilerini överken şaşırıp kalıyorum. Sonra da kendime dönüp bakıyorum. Bakıyorum da ben onlardan güzelim =) Kendine güvensizlik mi oluyor acaba yaptığım yoksa mütavazilik mi? Ben karar veremedim.
Ne şanssız bir günümdeydim bugün. Okey oyandık bugün ders beklerken. İstikrarlı bir şekilde oyun bitiremedim. Bekleki istediğin taş gelsin yok olmadı ne istesem gelmedi. Neyse sonra biraz açıldımda herkes bir panik oldu. Herkes dediğim diğer 2 kişi. Arkadaş eksikliği yaşıyoruz, okeye 4. bile yok.
Okeyden sonra ders hemde bitmek bilmeyen uzun olanlarından. Aman ne sıkıcı. Zaten sınavlarada şurda tam 3 hafta kaldı. Kaldı kalmasına da hani ben ne öğrendim ki. Yok yok şimdi böyle boşladılar daha baştan okulu hocalar. Sonra finallere yakın başlarlar bizi sıkmaya. Tabi konu üstüne konu eklenir. Haydi buyrun bakalım çalışında geçin geçebiliyosanız dersleri...
Geceleri yatmayan sabahları da zorla uyanan bir tip oldum. Tabi sabah uyanamayınca servisi bekletmek cok normal. Sonra sabah sporu niyetine servise koşturmalar kaçınılmaz oluyor tabi. Sabah ki yolculuğum ne kadar koşuşturmayla başlamış olsada gayet normal gecti. Ama bir eksikle... Ben 4 yıldır serviste Koltuğa oturduğum an kafama rahat bir yer bulduğum gibi uyurdum. Evdeki kadar rahat rüya görebilecek kadar derin uyurdum hemde .Tek kişilk yerde eğilir bükülür en rahat ettiğim şekilde uyurdum. Dalga konusu olmuştur benim uyumalarım. Ama herşeye rağmen bebekler gibi uyurdum inceğim zamana kadar. Ama ne olduysa bu sene uyuyamıyorum. Yeni servisi mi yadırgadım yoksa daha alışmadı mı bünyem bilmiyorum...Uyumalarımı özledim.
Yaaa ne yalancıyım tamam sabah uyumadım ama öğlen dönerken içim geçti ine azıcık ama eskisi gibi değil öyle.. Heralde *E* ile buluşcak olmamdan dolayı azcık dalıp uyandım sonra. Ya her buluşmaya giderken heyecanlı olur mu insan. Ben her seferinde heyecanlanıyorum.
*E* bugün yine bana laf anlatmaya çalıştı yok öyle değildir sen yanlış düşünüyorsun diye. Ama ben inandığım şeyden kolay vazgeçemiyorum. Zamanla anlayacağım sanırım neyin ne olduğunu. Tartışmadan önce birde Beşiktaş caddelerinde *E* nin tabiriyle deli tavuk gibi dolandık. Dolandık çünkü wc aradık. Taa İzmit'ten İstanbul'a çiş mi tutulur. Zor yetiştik valla. Aman tövbeler tövbesi bir daha yapar da gelirim.. :S
Çok daldan dala bir yazı oldu. Artık idare edin. Günün özeti diyelim...
5 Ekim 2009 Pazartesi
4 yıllık okul arkadaşımla ilk defa okul dışında buluştuk bugün.. İstanbul'un bir ucunda o oturuyor , diğer ucunda ben.Buluşmamamızın nedeni bu heralde. Ya da kendi kenime bahane uydurdum. Çok panik oldu buluşmamız. 'Acaba birbirimizi çok bekler miyiz, ben oraya nasıl geleceğim, nerde buluşsak, sen şurayı biliyor musun ki 'soruları soruldu. Ama sonunda sağ salim buluştuk. Oh bir güzel yemek yenildi, Sonra bir güzel alışveriş merkezi talan edildi, ama alınmaya layık hiç birsey bulunamadı. Sonra çok yorunuldu. Hadi birer kahve içelim denildi. İğrenö birer Türk kahvesi içildi. Hayatımda içtiğim en berbat Türk kahvesiydi. Türk kahvesinin o hoş kokusu yoktu bir kere. Öyle kahve mi olur canım. Gelsinlerde ben onlara kahve nasıl yapılır göstereyim. Hem para falan da istemez. Kahveden sonra ayrılma vakti geldi. Arkadaşım ilk defa metrobüse bindi. İnince aradı beni. 'Ya ne güzeldi trafik falan yok baksana geldim bile' diye şen bir sesle hararetli hararetli anlattı yolculuğunu. Ama onun konusması hep böyle ki zaten. Bunu hep yapmalıyız bence. Zaten öyle kararlaştırdık. Sonra taksime de gideriz, fasıl yaparız diye sözleştik. Yaparız yaparız mutlaka.
Facebook'ta uzun zamandır nerdeyse herkesi etkisine almış bir oyun Farmville. Tarla, bağ, bahçe oyunu. Ekiyorsun, biçiyorsun, para kazanıyorsun. Bir başalayan bir daha zor bırakıyor. Kız oyunu deyip geçmemek lazım. İnsan bir yerden sonra çok fena sarıyor. Bağımlılık derecesinde. Her an tarlan aklında. Önce bir güzel tarlanı ekiyorsun sonra zamanı gelince topluyorsun. Biraz sabır gerektiriyor. Tam bir çiftlik hayatı kısacası. İneklerden süt almaca, koyunlardan yün kırpmaca, tavuklardan yumurta toplamaca oyunu =) Bir de ne kadar çok komşun olursa o kadar iyi. komşularım hem hediye gönderiyor sana hemde onları ziyaret edip, çiftliklerindeki ayak işlerini yaptığında experience kazanıyorsun. Ayak işleri de yaprak süpürmek, karga kovalamaktı eskiden şimdi birde tilki ve köstebek kovalamayı çıkarmşılar. Experience'ın arttıkça level atlıyorsun. Level atladıkçada ekebileceğin ürün sayısı artıyor, daha cok şey satın alıp çiftliğini büyütebiliyorsun. Önceleri Facebook ana sayfamda bu oyunla ilgili haberler çıktıkça sinir olurdum ama sonunda bende müptelası oldum. Ekiyorum, biçiyorum, para kazanıyorum, level atlıyorum, eğleniyorum.
Bu arada bugün facebook'ta büyük bir panik havası vardı. Nedeni ise birçok Farmville kullanıcısının Farmville'e girmek isteyipte Telekomun bir uyarısıyla karşılaşmaları. Bütün emekleri uğraşları onca ekili dikili alan boşa gitti. =) Telekom ne istediyse artık bu oyundan. Başka yasaklanacak engellenecek birşey bulamadı heralde.
Her akşam bir entrika yaşanıyor Kanald'de.. Etkisinde kalarak izliyorum ne yalan söyleyeyim şimdi. Çarşamba akşamları kaç sezon olduğunu şu an kestiremediğim "Yaprak Dökümü". Büyük bir aile trajedisi... Ali Rıza Bey ve ailesinin başına gelen pişmiş tavuğun başına gelmemiştir... Nerde kötü bir olay o aileyi buluyor... Yok artık. Perşembe akşamları aldatmanın sınırlarını zorlayan dizi "Aşk-ı Memnu". Zavallı Adnan Bey dünyadan haberi yok. Git sen güzel ve genç bir kadınla evlen sonrada yeğenine kaptır. Yazık ama ya bi adam bu kadarda kandırılmaz ki... 'Kimin eli kimin cebinde' lafı bu dizi için söylenmiş en doğru laf olur. Hatta internette şeması bile vardı birbirini sevenler oklarla gösteriliyor.. En sonunda bütün oklar Behlül'e yöneliyor.Hatta son zamanlarda Rtük tarafından bir uyarı almışlar. Aile yapısını bozacak davranışlar içerdiği söylenmiş dizi için. Yasaklanması an meselesi yani. Behlül öpme Bihter'i okadar çok bundan sonra. Ve cuma akşamları Orhan Kemal'in büyük eseri "Hanımın Çiftliği". Güllü ve büyük aşkı Kemal. Dizi daha yeni başladı ama büyük entrikalarolacağı daha şimdiden belli. Özgü Namal çok güzel oynuyor ama şimdi hakkını yememek lazım. Herhalde bir başkası o şiveyi onun gibi kullanamazdı. Yani anlayacağınız bu sezon KanalD çok entrikalı bir yıl geçirecek. Sanmayın ki ben dizi manyağı biriyim . Hayır aslında öyle değil.Ne var ki başka yapacak. Sırf sıkıntıdan yani. İzleyecek adam gibi programda yok hem. Gündüzleri abuk sabuk insanların yaptığı katil yakalamaca programları ya da evlendirme programları, akşamları da işte bu diziler. Bir yerde insanları bunları izlemeye zorluyorlar. Şikayeti olan var mı?? Hayır yok...
Sıkılarak geçirdiğim okul yolculuğuma eşlik eden harika görüntüler vardı dün akşam.Güneş ışınlarının yarattığı bu görüntüler benim çok hoşuma gitti. Paylaşmadan geçmek istemedim. =)
Artık bu kadar da olmaz. Ben yine mi evdeyim ya? Ama bu sefer okulu kırmadım ki. Bizzat hocaların kendisi mecbur bıraktı gitmemeye. Sevgili hocalarımızdan birisi cuma günü tek ve geç olan dersini perşembe gününe aldı ve cuma günleri için bizi azadetti. Ne güzel değil mi.? =) 4.sınıf olmak böyle birşey demek ki.
Dün okula başladım. Bugün tatil yapıyorum. Eee nasıl başlamış oldum ki ozaman. Daha dur bakalım ne tatili bu. Ama ama hastayım ki ben grip beni fena vurdu. İlaç üstüne ilaç içiyorum. İlaç zehirlenmesi yaşamaktan korkuyorum. Ben eskiden hiç ilaç içmezdim. Hep anne yöntemleriyle atlatırdım hastalığımı ama *E* girince hayatıma ilacın gerekliliğini söyledi bana. Bende dinliyorum onu içiyorum paşa paşa ilçalarımı. Bir an önce iyileşmem okula gitmem lazım. Kasım ayında çok asıcam okulu. Annemiz babamız geliyor Aydın'dan. İstanbul'u gezdiriceğim onlara. Hergün okula gidiceğim bundan sora. Bugünlük affediyim kendimi. Hastalık en büyük mazaret ne de olsa. Affettim gitti =)
Başladı maraton, koşturmaca, hengame... Sanki hiç tatil yapmamışım... Sanki 3 ay boyunca yan gelip yatan ben değildim.Nereye gitti o kadar dinlenme. Sanki hiç okul tatil olmadı da ben devam ediyorum sürekli okula gitmeye.. Okadar sıradan geldi bugün...Sanki ayaar boyunca derse girmişim gibi canım istemedi ders dinlemek. Ama birazda özlemişim galiba. Çok şey değişmiş bir yandanda bir okadar şey hep aynı eskisi gibi.. Tabi büyük bir eksiklik var okulda.. *E* yok. Eskiden kafamı çevirsem onunla göz göze gelirdik şimdi bakıyorum yok orda başkası var. Ama olsun benimde son sınıfım bitiyor. Bende olmayacağım zaten seneye =)
Haydi dersi falan boşverde bu trafik ne zman bitecek kardeşim ya ... Bir günde şöyle akıp gidelim İzmit-İstanbul yollarında.Oflayıp puflamadan gecsin yolcuğumuz. Ama nerdeeee... Sanki bütün dünya bizim gittiğimiz yollardan gidiyor okadar çok araba nerden çıkıyor, herkes nereye gidiyorr... Birde serviste olan tarfik.. Heryer insan..Orası benim yerim yok şurda ben oturuyorum..Yer tutma derdi bulamayıncada mecburiyetten öne otur.. Tabi bir de gözüne güneş girsin.. Ama ne zor ilk gündü be...
He bir de grip var... Hava değişimi heralde girp oldum. Tamda zamanında yani.. Grip okulun açılmasını bekledi. Sırf bana gıcıklık olsun diye. Hasta olayaım, zor uyanayım , burnumu çeke çeke okula gideyim diye bekledi grip...
28 Eylül 2009 Pazartesi
Sinirlenince kendimi kaybediyorum ben. Söz vermiştim yapmayacaktım ama yine oldu. Yine sinirlendim ve kendimi bu sefer kaybettim, Ağzıma geleni söledim, kendim bile duymadım ne söylediğimi. Zaten duysaydım söylemezdim ki. Çok kötü sözler söylemişim. Şimdi hatırlıyorum da kendime kızıyorum. Ağzıma acı biber sürün benim, etmiyeyim bir daha öle kötü sözler. Bütün gece ağladım sonra. Olan hem bana oldu hem *E* ye. Ne vardı sanki bu kadar abartıcak. Yine ben yaptım tutamadım şu cenemi, sinirlerime hakim olamadım. Sonra hem beddua ettim hem ona hem kendime. Bak çok kızdım kendime. Küssün herkes bana, ben kötü kızım. Kırmak istermiyim ben hiç. İstemem tabi. Dedim ya kendimi kaybediyorum ben sinirlenince. Ama söz vermiştim. Bu son ama yapmayacağım bir daha ne kadar sinirlenirsem sinirleniyim kendimi kaybetmeyeceğim. Kendim bile inanmam ki bu söylediklerimi benim söylediğime normal zamanda. İşte sinirlenince bilmiyorum ne dediğimi. Ama olmayacak bir daha. Kendimden özürdiliyorum, en çok ta *E* den özürdilerim. Acaba beni affedebilecek mi? Soslu makarna yaptım affetsin diye beni. Affeder dimi?