30 Eylül 2009 Çarşamba

Grip!!


Dün okula başladım. Bugün tatil yapıyorum. Eee nasıl başlamış oldum ki ozaman. Daha dur bakalım ne tatili bu. Ama ama hastayım ki ben grip beni fena vurdu. İlaç üstüne ilaç içiyorum. İlaç zehirlenmesi yaşamaktan korkuyorum. Ben eskiden hiç ilaç içmezdim. Hep anne yöntemleriyle atlatırdım hastalığımı ama *E* girince hayatıma ilacın gerekliliğini söyledi bana. Bende dinliyorum onu içiyorum paşa paşa ilçalarımı. Bir an önce iyileşmem okula gitmem lazım. Kasım ayında çok asıcam okulu. Annemiz babamız geliyor Aydın'dan. İstanbul'u gezdiriceğim onlara. Hergün okula gidiceğim bundan sora. Bugünlük affediyim kendimi. Hastalık en büyük mazaret ne de olsa. Affettim gitti =)

29 Eylül 2009 Salı

Maraton Başladı...

Başladı maraton, koşturmaca, hengame... Sanki hiç tatil yapmamışım... Sanki 3 ay boyunca yan gelip yatan ben değildim.Nereye gitti o kadar dinlenme. Sanki hiç okul tatil olmadı da ben devam ediyorum sürekli okula gitmeye.. Okadar sıradan geldi bugün...Sanki ayaar boyunca derse girmişim gibi canım istemedi ders dinlemek. Ama birazda özlemişim galiba. Çok şey değişmiş bir yandanda bir okadar şey hep aynı eskisi gibi.. Tabi büyük bir eksiklik var okulda.. *E* yok. Eskiden kafamı çevirsem onunla göz göze gelirdik şimdi bakıyorum yok orda başkası var. Ama olsun benimde son sınıfım bitiyor. Bende olmayacağım zaten seneye =)


Haydi dersi falan boşverde bu trafik ne zman bitecek kardeşim ya ... Bir günde şöyle akıp gidelim İzmit-İstanbul yollarında.Oflayıp puflamadan gecsin yolcuğumuz. Ama nerdeeee... Sanki bütün dünya bizim gittiğimiz yollardan gidiyor okadar çok araba nerden çıkıyor, herkes nereye gidiyorr... Birde serviste olan tarfik.. Heryer insan..Orası benim yerim yok şurda ben oturuyorum..Yer tutma derdi bulamayıncada mecburiyetten öne otur.. Tabi bir de gözüne güneş girsin.. Ama ne zor ilk gündü be...


He bir de grip var... Hava değişimi heralde girp oldum. Tamda zamanında yani.. Grip okulun açılmasını bekledi. Sırf bana gıcıklık olsun diye. Hasta olayaım, zor uyanayım , burnumu çeke çeke okula gideyim diye bekledi grip...

28 Eylül 2009 Pazartesi


Sinirlenince kendimi kaybediyorum ben. Söz vermiştim yapmayacaktım ama yine oldu. Yine sinirlendim ve kendimi bu sefer kaybettim, Ağzıma geleni söledim, kendim bile duymadım ne söylediğimi. Zaten duysaydım söylemezdim ki. Çok kötü sözler söylemişim. Şimdi hatırlıyorum da kendime kızıyorum. Ağzıma acı biber sürün benim, etmiyeyim bir daha öle kötü sözler. Bütün gece ağladım sonra. Olan hem bana oldu hem *E* ye. Ne vardı sanki bu kadar abartıcak. Yine ben yaptım tutamadım şu cenemi, sinirlerime hakim olamadım. Sonra hem beddua ettim hem ona hem kendime. Bak çok kızdım kendime. Küssün herkes bana, ben kötü kızım. Kırmak istermiyim ben hiç. İstemem tabi. Dedim ya kendimi kaybediyorum ben sinirlenince. Ama söz vermiştim. Bu son ama yapmayacağım bir daha ne kadar sinirlenirsem sinirleniyim kendimi kaybetmeyeceğim. Kendim bile inanmam ki bu söylediklerimi benim söylediğime normal zamanda. İşte sinirlenince bilmiyorum ne dediğimi. Ama olmayacak bir daha. Kendimden özürdiliyorum, en çok ta *E* den özürdilerim. Acaba beni affedebilecek mi? Soslu makarna yaptım affetsin diye beni. Affeder dimi?

27 Eylül 2009 Pazar

Kıskancım Ben Çok Kıskancım

Kıskanırım ben sevgilimi, annemi de kıskanırm, çok sevdiğim arkadaşımı da. Ama kimseyi ailesinden kıskanmam, annesinden, babasından kıskanmam kimseyi. Ben neyi ne zaman yapacağımı iyi bilirim, kimi kimden kıskanacağımı da. Ben sevgilimi ailesenden kıskanmayacak kadar mantıklı düşünebiliyorm. Evet çok kıskancım, evet çok kıskanıyorum sevgilimi ama yerine göre kişisine göre. Kimse beni yapmadığım bir şey için suçlayamaz.

26 Eylül 2009 Cumartesi

TAHİR İLE ZÜHRE

Tahir olmak ta ayıp değil
Zühre olmakta
Hatta sevda yüzünden ölmek te ayıp değil
Bütün iş Tahir ile Zühre olabilmekte
yani yürekte....
Mesela bir barikatta döğüşerek
Mesela Kuzey Kutbu'nu keşfe giderken
Mesela denerken damarlarında bir serumu
ölmek ayıp olur mu?
Tahir olmak ta ayıp değil
Zühre olmak ta
Hatta sevda yüzünden ölmek te ayıp değil..

Seversin dünyayı doludizgin ama o bunun farkında değildir ayrılmak istersen dünyadan ama o senden ayrılacak yani sen elmayı seviyorsun diye elmanın da seni sevmesi şart mı? Yani Tahir'i Zühre sevmeseydi artık Yahut hiç sevmeseydi Tahir ne kaybederdi Tahir'liğinden Tahir olmak ta ayıp değil Zühre olmak ta Hatta sevda yüzünden ölmek te ayıp değil...




Nazım Hikmet Ran
( 1902 - 1963 )

25 Eylül 2009 Cuma

Hayat!!


Ayrılıklar bu kadar kolay mı?? Çok severken nasıl bırakabilir ki insan sevdiğini. Yaşamadım bilmiyorum ama etrafımdaki insanlar yaşıyor. Hayat bu ne zaman ne olacağı hiç belli değil ki. Hayat zorluyor belki bazı şeyleri yapması için insanı. Evliliğe bu kadar yakın iki insanın ayrılması ne kadar anlamlı gelebilir ki zaten. İşte bana da o kadar inanması zor geldi. İnandırsada insan kendini sonra ne de olsa bu böyle sürmez ki barışırlar demekten alamıyorsunuz kendinizi. Demesi o kadarkolay ki 'herşey halolur, işte bulunur, evde kurulur' diye. Ama aslında öyle değil yaşayan biliyor yaşadıklarını. Diğer insanlar nerden bilecek. Birde aileyi mutlu etme çabası var. Nedense kaç yaşında olursanız olun kendi adınıza kararlar alırken hep aklınızın bir köşesinde aileniz olur, yaptığınız planlar saçma gelir onlar oradayken. Aslında gerçektende sacmadır. Neden mi hep duyduğunuz bir şeyi söleyeceğim: Aileler çocukları için en doğru karaları verirler. Bu hep böyledir. Siz istediğiniz kadar aldığınız kararların doğruluğunu savunun, eğer aileniz karşı çıkıyorsa haklıdırlar. Hayat hiçbir zaman iki kişilik olamaz o nedenle.
Yaşadıklarımızda hep şimdiki mutluğumuzu düşünemeyiz ki, biraz da gelecekte ne olacağını az çok tasarlamalıyız kafamızda. Gelecekte mutlu olmayacaksan şimdi yaşadığımız mutluluğun ne önemi var ki. Anlık mutluluklar da önemli tabi ama evlilik bunun ilerisi. Ben yinede ablam için iyi dileklerimi yazacağım buraya. Çünkü onun mutlu olması bizide mutlu eder. Ablacım eğer gercekten seviyorsan sevginin arkasında dur ama eğer o sevgi seni ileride üzmeyecekse. Karşındaki insan ne kadar iyi olursa olsun seni gercekten mutlu edebilecek mi? Umarım herşey yoluna girer onun hayatında ve yine yollarınız bir yerde kesişir ve hep mutlu olursunuz.

Uçuk Uçuverse =(

Aslında aklımda farklı bişey yazmak vardı ama bu sabah aynaya bakıp o iğrenç uçuklarımın büyüdüğünü görünce buna karar verdim. Of ama ya nedir benim çektiğim. Mütemadiyen uçukluyorum ve öyle sıradan minik uçuk olsa neyse. Bütün dudaklarımı kaplayan cinsten benimkiler. Hem canım canıyor şimdi hemde görüntü berbat. Rüyamda siyah böcekler gördüm, nasıl hızlı hareket ediyorlardı hemde , sonra gelip kollarımı ısırıyorlardı. Birisi eğer bunlar ısırırısa insan ölür diye bişey söyledi sonra. Ondan korktum bu hale geldim sanırım. Neyseki salı günü gideceğim okula . Salıya kadar geçmesi lazım okulun ilk günü. Aylarca görüşmediğim insanlarla görüşeceğim salı günü. Bu halde mi olsun yani bu. Dün niye gitmedimki sağlık ocağına bugün daha da bi kötüler nasıl gidiceğim bu halde o kadar yolu. Çok kötü gözüküyorum ya. Zaten normalde takıntılı bir insanım. Şimdi bu halimi nasıl takmayayım da dışarı cıkayım. Gecsin lütfen salıya kadar hepsi gecsin gitsin. Hatta mümkünse bir daha asla cıkmasın.

23 Eylül 2009 Çarşamba

Beklenenden Güzel!!

Bayram beklediğimden çok daha güzel geçti. Hemde cok daha güzel...Herkes evdeyedi birarada ama yinede kavga olmadı, bağırışmalar yaşanmadı. Bu bizim ev için şaşırtıcı bir olay. Bizim evde herkes evdeyse mutlaka iki kişi kavga ederdi. Ama demiştim ya bu bayram farklı diye evet gercekten de öle oldu. Bu bayram çok cocuk gelmedi kapımıza ' İYİ BAYRAMLAR... BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN' diye bağırmadılar kapıyı actıgımız gibi. Demek ki tek farklı olan biz değilmişiz bu bayram. Çocuklarda değişmiş. Geleneklerde değişmiş. İnsanlar akrabalarını pek aramaz olmuş artık bayramlarda. Halbuki eskiden ne güzeldi.. Farklı bir coşkuyla gecerdi bayramlar. Biz tanıdık tanımadık bütün kapıları calardık şeker toplamak için torbalarca çocukken. Aman aman şikayet etmiyorum çünkü biz mutlu bir bayram gecirdik şükürler olsun... Bütün bayramlarımız böyle olsun inşallah =)

22 Eylül 2009 Salı

Güz Sancısı


Mutlaka izleyin... 6-7 Eylül olaylarını anlatan çok güzel bir film. Önce basit sıradan birtarih filmi gibi gelebilir ama film ilerledikçe insan cok etkileniyor ve en sonunda göz yaşlarına hakim olamıyor. Şiddetle tavsiye ediyorum. Keşke vizyondayken sinemada izleyebilseydim. DVDsini alın ve izleyin....

20 Eylül 2009 Pazar

YILMAZ ÖZDİL'DEN- DİLA

Avluda musalla.
Bir minik tabut.
Üstünde güllü yemeni.
İçinde Dila.

Yarın bayram güya.

Vali gelmedi.
Büyükşehir başkanı yok.
İSKİ’ciler yok.
Milletvekilleri yok.
Trilyonları haldır haldır cebe indiren müteahhitler de gelmedi... Olabilir, belki insan içine çıkacak yüzleri yok, AKOM’dan seyretmişlerdir, mobeseden filan... Ama tek tek taradım, çiçek de yok.
Telefonla aramamışlar.
Başsağlığı bile yok.

Ayakta zor duruyor anne... Düşerse diye, ambulansı bile aile tutmuş iyi mi.

“Tanıyor musun?” derseniz aileyi...
Tanıyorum. Biziz onlar. Sizsiniz.

Ne iş yapar mesela insan hakları dernekleri? Bir yaşındaki körpenin insan yerine konması için illa bölücü mü olması gerekiyor? Nerede kulağı küpeli, saçı at kuyruklu medyatik Greenpeace üyeleri? Kutup ayıları kadar değeri yok mu, çevre felaketi kurbanı evlatlarımızın? Bu bitkin babayı omuzlayacak, senin davanı biz üstleneceğiz diyecek Barolar nerede?

İmam desen, duruma o kadar hâkimdi ki, “depremde” hayatını kaybeden vatandaşlarımıza rahmet okuyarak başladı söze... “Sen Mars’tan mı geldin hoca?” diyemedik tabii, “Amin” dedik usulca... Sonra da “Hakkınızı helal edin” dedi. “Helal olsun” dedik, hiç utanmadan... Çünkü ne hakkımız olabilir ki o günahsız yavruda? Öldürdüğümüz için bize borçlu mu üstüne Dila?

Kader ağlarını ördüğü için mi, balıkçı ağına takıldı taa Bursa’da?

Ve dua ettim uğurlarken, “Orada olmak isterdim” diye mesaj gönderen siz okurlarım adına: “Dereleri ıslah edelim mutlaka da... Allah önce kimleri ıslah etmeli acaba?”

19 Eylül 2009 Cumartesi

Bayram!!


Yarın bayram.. Bizim evde bayramlar sıradan geçer çoğu zaman.. Annem aslında her bayram memleketine gitmek ister ama bu tabi herzaman mümkün olmuyor...Bu bayramda gidemeyeceğiz. Ama bu bayram bizim için farklı olacak biraz.. Çünkü artık hayatımıza *E* girdi. Çok giden gelen olmaz bayramlarda bize. Ama dedim ya *E* var artık.. O gelicek yarın. Annemle plan yaptık. Yarın erkenden kalkıp patatesli boşnak böreği yapıcaz, bayram sofrası kurucaz. El öpmeler , bayramlaşmalar derken inşallah yarın güzel geçer. Güzel geçer inşallah çünkü bu aralar bizim evde soğuk rüzgarlar esiyor.. Bayram zehir olmasa bari. Güzel olacak güzel ben inanıyorum. Bu bayram farklı olacak. =)


***

Herkese iyi bayramlar...Bayramınız şeker tadında geçsin....
***

Tispe ve Piremus


Bir zamanlar birbirlerine aşıkk iki genc vardı. Kızın adı Tispe delikanlının ki ise Piremus idi.Bunlar yanyana evlerde otururlardı. Birlikte büyüdüler ve çocukluklarından beri birbirlerine karşı aşk beslerlerdi. Fakat aileleri görüsmelerini istemezler birbirlerine uygun olmadiklarini düsünürlerdi. Oysa onlar birbirlerini ölesiye seviyorlardi. İki evin arasinda gizli bir çatlak vardı aileleri bunu bilmezlerdi. Onlarda geceleri burda bulusur o aradan birbirlerine seslerini duyurur aşklarını dile getirirlerdi. Bir gece ormandaki agacin altında buluşmaya karar verdiler. Tispe ağaca Piremus dan önce varmıştı. Gittiginde avını yeni yemiş ağzindan kanlar akan kocaman bir aslanla karşı karsıya geldi. Korkarak bir mağaraya doğru koşmaya basladı. Farkında olmadan yolda boynundaki esarbını düşürmüştü. O sırada Piremus geldi gördükleri karşısında donup kalmıştı. Kocaman aslan ağzında kanlarla birlikte biricik sevgilisi Tispe nin esarbını parçalıyordu. O an aklina gelen ilk ve tek sey aslanın Tispe yi öldürerek yediğiydi. Tispesiz yasayamazdı. Aklından gecen sadece aşkı uğruna canına kıymaktı. Belinden hançerini çıkardı ve gögsüne sapladı. Kanlar icinde cansız bedeni yere düştü. Tispe ise korkusunu bir kenara atıp bir an önce aşkını görmek icin mağaradan çıkmaya karar vermisti. Ağacın altına geldiginde o korkunc sahneyle yüzlesti. Piremus un cansız vucudu yerdeydi ve elinde Tispenin dusurdugu esarbını tutuyordu. İlk önce genç kız olanlar karşısında ağlamaktan hiçbir şeyi anlayamamıstı. Ama eşarbı ve uzaklasan aslanı görünce anladı. Bir an mağarada düsündüğü o korkunç sey başına gelmisti. Ve onun öldügünü düşünen Piremus aşkı ugruna canına kıymıştı.Tispe bir an bile dusunnmeden hanceri aldı ve gögsüne götürdü. Onların aşkı ölesiye bir aşktı ve ölüm bile onları ayıramazdı. Eğer Piremus aşkı uğruna ölümü göze aldıysa o da hiç çekinmeden canına kıyabilirdi ve hanceri sapladi. Birden vücudu Piremusun bedeninin üstüne yığıldı.O anda tanrılar bu yüce aşkı ölümsüzleştirmek istediler ve bu çiftin üstünde duran ağacı bunların aşkına adadılar. Piremusun kanını bu ağacın meyvelerine, Tispenin gözyaşlarını ise ağacın yapraklarına verdiler. O günden beri kara dut ağacının meyvesinin çıkmayan lekesini,(Piremusun kan lekesini), dut ağacının yaprakları, (Tispenin gözyaşları) temizler..(Bilir misiniz dut ağacının meyvesinin lekesi çıkmaz ama elinize ağacın yaprağımı alır avuşturursanız lekenin gittigine göreceksiniz

18 Eylül 2009 Cuma






Çok şirin dimi =) Bu tişörtleri *E* ile ikimiz için tasarladım. Eğer sizde böyle şirin hediyeler tasarlamak isterseniz www.tish-o.com.tr adresini ziyaret edin. Hem çok eğlenceli hemde ne hediye alsam derdine son verecek bir site.

17 Eylül 2009 Perşembe

En Yakınım En Uzağım...


Herşeyin sorumlusu ben miyim senin hayatında...Neden herzaman sinirini benden çıkartmaya çalışıyorsun. Sinirli olduğunda neden hep bana yükleniyorsun.. Halbuki en kötü anlarını paylaşabildiğin tek insan ben değilmiyim? En kötü zamanlarında yanında olan, seni teselli etmeye çalışan ben değil miyim? Peki neden herşeyin suçlusu ben oluyorum. Sana arkasını dönen okadar insana karşılık hep ben yanında olmadım mı? Ben hiçbir zaman şikayet etmedim bu durumdan ama sen en ufak bir hata yapsam sesini yükseltip neden hep beni rencide ediyorsun. Neden bir kerecik bile olsa benim arkamda durmuyorsun? Neden hep beni seni beğenmemekle suçluyorsun? İşte bu nedenlerden dolayı sana kendimi çok uzak hissediyorum. Sen bana derdini anlatırken ben can kulağıyla dinliyorum ama aynı durumda ben olduğumda derdimi paylaşmak için seni yanımda bulamıyorum. Çünkü benim dertlerim senin için önemsiz, benim yaşadıklarım senin için değersiz. Aklımdan hep kötü şeyler geçiyor. Buyüzden kendimi çok kötü hissediyorum ama aklımdan geçenleri hiçbir zaman yapmam ki. Biliyorum hayattan çok yoruldun artık, bıktın, usandın. Ama bunların suçlusu ben değilim ki. Nolur yanımda ol, ona davrandığının yarısını bana davransan bana yeter. Senin için ondan başkası değerli değil mi? Halbuki o sana ne kadar kötü davranıyor. Hep sesisni yükseltiyor. Sana hakaret bile ediyor. Neden hep alttan alıyorsun ki. Bunlara rağmen neden hep onu koruyorsun. Biliyorum yıllar sonra olacakları.. Yıllar sonra yanında yine kim olacak biliyorum. Sende göreceksin. İşte ozman çok pişman olacaksın. Ama olma çünkü ben seni affedicem ve bunları hiçbir zaman yüzüzne vurmayacağım. Çünkü seni çok seviyorum. Ama yine çok kırgınım sana.. Bu kırgınlığım ömür boyu geçmeyecek.

14 Eylül 2009 Pazartesi

!!!

Hastamıyım?? Yorgunmuyum?? Yoksa bir bıkmışlık mı var üstümde? Bende karar veremedim. ama heryerim ağrıyor onu biliyorum. Çünkü maymun iştahlılığımız yüzünden ay onu da alalım ay bunuda alalım derken oldukça ağır market torbalarıyla uzunca bir yolu yürüdük. Hatta eve geldiğimde kendimi yatağıma zor attım. Oruçlu olmanın verdiği mide boşluğuyla beraber onca yolunda koşularak gelinmesi sonucunda bayılacak hale gelmiştim artık.Koşularak dediysem yani yol bir an önce bitsinde şu torbalardan kurtulalım diye olabildiğince hızlı adım atmaya calıştık demek istiyorum. Sonucta okadar ağırıkla nasıl koşulabilir ki... İmkansızzz... Yani şu an da ağrılarımla başetmeye çalışıyorum. Ama en sevğimde ne biliyor musunuz bu kadar ağrıya rağmen... Tabiki de market torbalarını boşaltıp .'bak iyiki bunu da almışız, taşıdığımıza değdi' diyebilmek... Ama en nefret ettiğimde kasaya gelince faturanın beklendiğinden fazla çıkması ve dinlemek zorunda kalacağın 'bak yine çok para harcadık, keşke bunları almasaydık, bir daha oraya gitmeyelim çok pahalıymış' gibi yakınmalar....Ben hangisini yaşadım dersiniz... Aman boşverin alındı bitti ve benim heryerim ağrıyooorrr...

13 Eylül 2009 Pazar

Can Sıkıntısı


Son zamanlarda çok sıkılıyorum.. Yapıcak hiç bişey bulamıyorum. Evden çıkmakta gelmiyor zaten içimden.. Ne yapsam ne etsem derken aklıma mutfağa girip oyalanmak geldi. Ben yemek yapmayı, değişik hamur işleri denemeyi severim.. Baktım eldeki malzemeler neler diye... Pek malzemede yok en kolayı kurabiye yapmaya karar verdim..Kıtır kıtır şekilli kurabiyeler yaptım.. Hem annem çok sever...=) Böylece can sıkıntım 45 dk olsada gecti :)
Üstelik yapması da hem cok kolay hemde çok zevkli... Malzemeleri:150gr margarin, 1su bardağı pudra şekeri, 1su bardağı nişasta,1 paket kabartma tozu, 1 yumurta, 3-3,5 su bardağı un.
Bütün malzemeleri derin bir kaba koyup yoğurun ve hamuru merdaneyle acın şekilli kalıplarla kesin. Kestiğiniz kurabiyeleri yağladığız tepsiye dizin vepişirin. Soğuyan kurabiyelerin üzerine pudra şekeri serpin.. Afiyet olsun =)

12 Eylül 2009 Cumartesi

AĞLAMAK İÇIN GÖZDEN YAŞ MI AKMALI? - VICTOR HUGO

Ağlamak için gözden yaş mı akmalı?
Dudaklar gülerken, insan ağlayamaz mı?
Sevmek için güzele mi bakmalı?
Çirkin bir tende güzel bir ruh, kalbi bağlayamaz mı?
Hasret; özlenenden uzak mı kalmaktır?
Özlenen yakındayken hicran duyulamaz mı?
Hırsızlık; para, malmı çalmaktır?
Saadet çalmak, hırsızlık olamaz mı?
Solması için gülü dalından mı koparmalı?
Pembe bir gonca iken gül dalında solmaz mı?
Öldürmek için silah, hançer mı olmalı?
Saçlar bağ, gözler silah, gülüş, kurşun olamaz mı?

11 Eylül 2009 Cuma

Kitap Okumam Lazımm!!!!

Evet evet kesinlikle kitap okumam lazım. Eskiden çok kitap okurdum ben. Raflarca kitap okurdum hemde büyük bir heyecenla. Severim ben kitap okumayı. Okurken içine gömülürüm, okuduklarımı yaşarım beynimde, bir sonraki sayfada ne olacak ne okuyacağım diye merak ederim. Ama ne değişti bilmiyorum okuyamıyorum. Acaba okumaya çalıştıklarım ilgimi mi çekmiyor yoksa zamanım mı yok okumaya.. Bilemiyorum... Okumaya başladığım kitaplar uzun süre sürükleniyor, okunmayı bekliyorlar... Kitap okumak konuşmamı akıcı hale getiriyordu, kelime haznemi artırıyordu... Şimdi konuşurken ne söyleyeceğimi unutuyorum, uzun süre düşünüyorum nasıl söylesem diye.. Evet evet kesinlikle okumam lazım.. Bak şimdi çok kızdım kendime... En kısa zamanda okumaya başlayacağım.... Hatta hatta şimdi şu an hemen bir kitap edinip başlamam lazım sonra ardından bir tane daha.... Tıpkı eskisi gibi... =)

9 Eylül 2009 Çarşamba

...Küçük Kıpırtılar...


Kaç günlerdir dua ediyorum hatta yalvararıyordum artık lütfen gelsin diye yada ben koşayım sarılıyım diye. Ama o da napsın öyle her istediğimizde gelemez ki.... Kimden mi bahsediyorum tabiki de *E* den =) *E* mi kim?? Hayatımın başrol erkek oyuncusu... Çok özlemiştim artıkk... O da beni özlemişti biliyorum. Zaten her fırsatta dile getiriyoruz bunu.Ve sonunda bugün geldi. Koşup kollarına atlamak vardı ya ama olmaz aile büyükleri var malumunuz. Olsun bu da yeter bana enn azından elini tuttum gözlerinin içine baktım ya....O yanımda olunca kendimi güvende hissediyorum sanki... İçimde büyük mutluluklar , küçük küçük kıpırtılar oluşuyor.

Bu arada yağmur hala yağıyor.. *E* giderkende çok şiddetlenmişti.. Islanmıştır bir sürü :(

Sel Felaketi!!!







Önce sevindik yağmur yağacak , hava serinleyecek artık sıcaktan bunalmayacağız diye... Ama bu sefer rahmet afete dönüştü. Dünde kötü haberler dinledik, bu sabahta kötü haberlerle başladık güne. Önce Tekirdağ Saraydan geldi kötü haberler... 8 kişinin cesedine ulaşıldı dediler 1 kişi hala aranmakta.. Bu sabahta İkitelli ve Halkalıyı vurdu sel. Şu an itibariyle Tekirdağ ve İstanbul 'da 23 kişi sel felaketine kurban gitti. Allah rahmet eylesin hepsine. Arkalarında kalanlarada sabır diliyorum. Ama bu olanların suçlusu kim acaba?? Her felaketten sora sorulur bu soru.. Cevapsa hiç bir zaman kesin değildir ya da cevaplayacak kimse bulunamamaktadır.. Bir daha böyle afetlerle canımızın yanmamasını dilemekten başka birşey gelmiyor elimizden.

Hadi bakalım başlayalım...

Nasıl mı karar verdim yazmaya aslına bakarsanız dün gece yatağıma yattığımda içimden okadar cok konustum ki sora da dedim ki kendi kendime yazıyım bari ben bunları... hep yaşadıklarım kitap olur derdim. kitap olmadı bari blog olsun. çocukken günlük tutardım. onu da düşündüm ama kalemle kağıtla uğraşmaktansa bu daha bir cazip geldi bana ne de olsa zamanımın uzunca bir kısmını bilgisayar başında geçirmiyor muyum?? hem günlük tutarken bir gün yazardım beş gün yazmazdım sora bir daha başlardım yazmaya sonra yine bırakırdım. yazıcak okadar çok sey var ki aslında ama yavaş yavaş herşey...