30 Nisan 2010 Cuma

Özdemir Asaf'ın da Dediği Gibi;



Ömür dediğin üç gündür

Dün geldi geçti, yarın meçhuldür

O halde ömür dediğin

Bir gündür, o da bugündür.






Küçük Telaşlar

Okulun bitmesine yaklaşık bir ay gibi bir zaman kaldı, ufak tefek telaşlar var şimdi hayatımda. Bir yandan 11 haziranda yapılacak olan mezuniyet bir yandan arkadaşımın düğünü bir yandan da iş bulabilecek miyim endişesi. Ama hepsi de tatlı telaşlar ve bir o kadar da heyecan veren olaylar.
Beş yıllık bir okul hayatımdan sonra en büyük heyecanı da mezuniyet için duyuyorum sanırım. Küçümsenecek bir şey değil bunca yılın ardından yaşanacak o kısacık tören. Diploma almanın sevinci ve yepyeni bir hayata atılacak olan yeni bir adımın günü mezuniyet. O günden sonra başlayacak yepyeni bir hayat, yepyeni heyecanlar ve yeni başlangıçlar.
Üç temmuzda ise arkadaşım evleniyor. Şimdi aramızda küçük bir telaş var onun adına; düğün nerede olacak, gelinliği istediği gibi dikilecek mi, misafirlere ne ikram edilecek gibi sorular cevaplanıyor. Tabi bir yandan da biz düşünmekteyiz; düğünde ona ne takmalıyız, ne giyeceğiz, nasıl gideceğiz.. Çok güzel olacak, çok eğleneceğiz, bizim hayatımızda çok güzel bir anı olarak yeni alacak bu düğün.

27 Nisan 2010 Salı

Kendim İçin


Kendimle ilgilenmeliyim biraz. Aynaya baktığımda kendi görüntümden mutsuzluk duymamak için yapmalıyım bunu. Her baktığımda gördüğüm saçı başı dağınık, uyumsuz kıyafetler içindeki görüntümü, gözlerimin altındaki mor halkaları silip atmalıyım artık hayatımdan. Ben ki makyajsız dışarı cıkmayan kendini soluk hisseden, asla saçını yıkmadan durmayan insan şimdi makyaj yapmaya üşeniyorum, saçım kirli sokağa cıkabiliyorum. Kendimi cezalandırıyorum sanki böyle. Ama artık söküp atmalıyım bu hali üzerimden. Kendimle ilgilenmeliyim biraz, kendimi düşünmeliyim. Kendim için birşeyler yapmalıyım. Boşvermemeliyim hayatı ve kendimi.

25 Nisan 2010 Pazar

Burada Olsaydı

Bugün anneyle nefis yemekler yaptık biz. Anne mantar almıştı haftaiçi.. Bugün gazetede şans ya bu mantarlı tavuklu bir tarif bulduk. Sonra dışarı cıktık azıcık, gezdik, dolaştık... 3tane güveç kap aldık. Eve döndük mutfağa bir girdik anneyle harikalar yarattık. Fırında mantarlı tavuk güveç, havuç tarator, pilav ve ezogelin çorba... Soframızı kurduk bir güzel, sonra dedik ki keşke *E* de burada olsaydı. Hem aşçı ya o bakalım beğenecek miydi ilk defa denediğimiz yemekleri... Hem o çok sever böyle yemekleri. Hem bir de eskiden haftasonları gelmesi pek bir iyi olurdu; hep beraber yemek yerdik,sohbet ederdik... Yemekten sonra ben ona Türk kahvesi de yapardım, tavla oynardık belki sonra...

24 Nisan 2010 Cumartesi

Kaçış Yok

Bunu da yaşamamız gerekiyorsa yaşayacagız. Kaçış yok, isyan etmek yok. Herşeyden bir tat almaya bakmak gerekiyormuş. Uzağız ya şimdi biz birbirmizden; ozaman bundanda bir anlam çıkarmalı. Birbirmizi göreceğimiz gün daha coşkulu sarılacağız birbirimize, telefon konuşmalarımız daha bir hevesli olacak, herzamankinden fazla olacak birbirimize anlatacağımız şeyler, bazı şeylerden sıkılma ihtimalimiz daha az olacak galiba. Galiba diyorum çünkü daha ne kadar coşkulu olabilir ki sarılmalarımız, daha ne kadar hevesli olacak konusmalarımız, bundan daha fazla konuscak şeyimiz olabilir mi ki zaten biz hep böyleydik. Daha fazlası var mı bilemiyorum.

22 Nisan 2010 Perşembe

Saçma...

Garip geliyor bu kadar severken birbirimizi böyle uzak olmak...İkimiz de üzülürken ayrı olmak saçma değil mi? Herkes zaman çabuk gececek diyor. Öyle olsun zaman geçsin çabucak. Elele olalım sonra bir daha hiç bırakmayalım birbirimizi. Bir yere gidilecekse birlikte gidelim. Biri giderken diğeri arkada kalmasın. Birbirimizi çağırdığımızda hemen yanımıza gelebilceğimiz kadar olsun en uzak olacağımız mesafe. Öyle olsun istiyorum, hep yanında olmak istiyorum.

19 Nisan 2010 Pazartesi

Keşke

Biri bana destek olsa bu kötü günlerimde.. Bu da en yakınım olsa... Üzülme dese, zaman çabuk geçer dese. Siz yetişkin insanlarsınız amaçlarınız uğruna bazen böyle anlar yaşayacaksınız dese.. Olsun bile dese yeter..O beni teselli etse ben de gözyaşlarımı içime akıtmak zorunda kalmasam, bağıra bağıra kucağında ağlayabilsem. İşte ozaman belki azalır üzüntüm,teselli olurum.

18 Nisan 2010 Pazar

Sevgilime...


Çok zor olacak sensizliğe alışmak sevgilim.. Heryerde seni görmek beni çok üzecek, gerçekten orada olmadığını bile bile...Bugün buluşalım diyemeyeceğim için kelimeler ağzımda kilitli kalacak.. Sonra birde elini tutamamak, sana sarılamamak, hele ki gözlerinin içine bakamamak çok yaralayacak beni.
Bugün sensizliğin beşinci günü. Tam beş gündür boğazımda bir düğüm,dokunsalar ağlayacak gibiyim. Ağlamıyorum desem yalan olur zaten. Kendimle başbaşa kaldığım her an ağlıyorum.. Hep aklımdasın ama en çokta ozman geliyorsun aklıma, beynim senle doluyor, burnuma senin kokun yerleşiyor.. Her anımızın birlikte geçeceği günün nezaman olduğunu hesaplamaya çalıyorum.. Her seferinde farklı bir gün geliyor önüme..
Söz verdim sana biliyorum, inkar da etmiyorum ki zaten. Ama ben şu aslında kısacık olan ama bana bir ömür gibi gelen beş güne bile dayanamadım sevgilim. Ben anladım ki sensiz olmaya dayanamıyorum. Evet ben güçlüyümdür. Hayatımda nelere göğüs gerdim saymakla bitiremem ama sanırım sınıra gelmişim artık ne sabrım kalmış ne de gücüm. Ben ne sabırlı olabiliyorum ne de güçlü. Zaman mı gerek bilmiyorum ama ben zamanla alışmak istemiyorum. Zaman hızla geçsin istiyorum sadece. Çünkü seni çok seviyorum ve deli gibi özlüyorum...

17 Nisan 2010 Cumartesi

Alışmak Zor

Nasıl oluyor da en umulmadık zamanda hayat en sevdiklerimizden birini daha yanımızdan cekip alıyor.. Nasıl bir döngüdür ki bu bugün yanımızdayken, dizimizin dibindeyken, yarın başka bir yere başka bir aleme yol alıyorlar. Hem de öyle bir gidiyorlar ki bir daha ne onu görmek mümkün ne de elini tutmak ya da gözünün içine bakıp tatlı sesini dinleyebilmek. İsyan etmek değil benim ki biraz sitem o kadar... Hayat bu alıştırıyor kendine. Öğreniyoruz bir süre sonra ;yaşam ne demek ölüm ne demek... Giden gidiyor kalan yine alışmak zorunda onun varlığına alıştığı gibi yokluğuna da alışmaya... Herşeyin bir çaresi bulunur ama ölüm geldi mi işte bir tek onun bir çaresi yok.
İşte dün yine bir hayat bitti. Daha yeni gülüşünü gördüm, sesini işittim, elini öptüm...Şimdi nasıl inanır insan artık o yok diye... Ben ne dedemlerle ne de büyükannelerimle tam bir torun dede, torun büyükanne ilişkisi yaşamadım. Şimdi hiçbiri hayatta değil. Hepsine üzüldüm ağladım.. Ama yine onlara ağladığım kadar dün sevgilimin dedesine de ağladım. Çünkü öyle tatlı öyle candan insandı ki benim için dedemin yerine koyabilecek kadar sevdim onu. Belki onla tattım ben dede torun ilişkisini. Şimdi nasıl inanır insan onun gittiğine. Ama işte sırası gelen gidiyor. Sorgusuz sualsiz kabul etmek zorunda kalıyor insan.
Allah rahmet eylesin. Nurlar içinde yat Hasan dedem.. Dualarımız üstüne olsun...

11 Nisan 2010 Pazar

Lise Arkadaşımla İzmir'de


En son ne zaman görüştüğümü bile hatırlayamadığım lise arkadaşımla görüştüm dün. Hem de İzmir'de.. Dün tam anlamıyla harikaydı. Hem lise arkadaşımla olmak hem de İzmir'de bir gün geçirmek benim için unutulmazdı. Arkadaşımı oldukça değişmiş gördüm. Okul hayatının bitmiş olması iş hayatına attığı adım onu oldukça değiştirmiş. Çok özlemişim görünce anladım. Eski günleri yadettik özlemle.İzmir'i gezdirdi bize. Sanırım İzmir, İstanbul'dan sonra sevebiliceğim diğer şehir oldu. Çok sevdim İzmir'i. Hem İstanbul'a benzemesiyle hem de çok rahat insanlarıyla bayıldım İzmir'e. İstanbul'dan başka yerde yaşayamam lafımı yedim galiba. Çünkü İzmir'de yaşayabilirim.

8 Nisan 2010 Perşembe

Süprizzzz

Hem süpriz yapmayı hemde bana yapılan süprizlere bayılırım... Hayatımda yapıp yapabileceğim en güzel süprizi bugün yaptım heralde. Çünkü aldığımız tepki dünyalara değerdi. Bir hafta öncesinden ayarlandı herşey. Teklif sevgiliden geldi. Bodruma gitmeden önceki bir haftamızı Söke'de geçirelim diye. Aileden izinler alındı, bilet rezervasyonları yapıldı, herşey hazırdı...Plan yaptık ve karar verdik gideceğimizi söylemeyecektik. Alacağımız tepkinin bu kadar harika olacağını sanmıyorduk. Ama gerçekten harikadaydı.
Havaalanından sevgilinin arkadasları aldı bizi. Önce sevgili girdi eve, beş dakika sonrada ben çaldım zili. Çığlıklar havada uçuştu. Sonra sarılmalar, öpüşmeler.. Herkes şaşkın, herkes mutlu....

Yeni Babetlerim


Benim son anda bişeyler alma isteğim meşhurdur. Eğer özel bir durum varsa ya da bir yerlere gideceksem hemen ne giyeceğim telaşı alır beni. Gider bakarım hemen yeni birşeyler almak için son ana kadar dolaşırım. Hele ki bir de aklımda almam gereken bir şey varsa işte ozman onu bulana kadar kendimi parçalarım. İşte bu babetlerde öyle alındı; son anda ve aceleyle. Ama güzeller değil mi?

6 Nisan 2010 Salı

Lütfeeennn!

-Okula gitmek istemiyorum
-Ne demek istemiyorum. Gideceksin.
-Gitmezsem nolur? Hem okulda kimse yok bu hafta.
-Sen herkes değilsin. Hem plan yapıyorsun hem sabredemiyorsun.
-Ya lütfen gitmek istemiyorum.
-Okula gidilecek.
-Offf offf! Tamam gideceğim.
Bu benim kendi iç sesimle kavgam. Kafamın içinde kendi kendimi ikna etmeye çalışıyorum işte.

3 Nisan 2010 Cumartesi

Empati

Sonunda bitirebildim 'Empati' yi. Okul, sınavlar derken baya bi uzun sürede bitirdim kitabı. Tabi bir de kitabı beğenmememinde etkisi var kesinlikte bunda. Halbuki Adam Fawer'in 'Olasılıksız' ı gayet güzel ve sürükleyici bir kitaptı. Doğrusunu söylemek gerekirse, aynı şeyi bu kitabı için söyleyemeyeceğim. Bitsinde kurtulayım diyerek okudumve hiç bir zevk alamadım.

Korkuyorum Ama Bir O Kadar da Güçlüyüm

Güzel günler mi kötü günler mi yaklaşıyor ben bile kestiremiyorum.. Ama tek bildiğim çok korktuğum.. Hem yanlızlıktan hemde çok özlemekten korkuyorum. Korkuyorum çünkü özlediğimde ne kadar hırçınlaşabileceğimi biliyorum. Ama kendimi teselli etmeye çalışıyorum. Çünkü kendimden başka kimse beni teselli etmiyor. Herkes en kötü ne varsa onu söylüyor. Yaşanacakları hiç düşünmeden yüzüme vuruyorlar.Onlara sesleniyorum. Duyun beni. Ben güçlüyüm ve olacaklara katlanabilirim.