31 Ağustos 2010 Salı

Rüyalar Gerçek Olsa


"Rüyada köpek havlaması : isteklerinin gerçekleşmesi ve güven içinde yaşamak anlamına gelir
Rüyada cenaze: Bir cenaze gören kimse çoktandır haber alamadığı biriyle yüz yüze gelir. Bir cenaze törenine katılan kimse, yaşantısında güzel bir değişiklik yapar.
Rüyada gelin: Gelin neşe, huzur, güzel haber ve yaklaşan güzel Günler demektir. Gelin olduğunu gören bekar ise evlilik olacağına işarettir. Ancak gelinlik temiz ve güzel ise mutlu olunacak anlamına gelir."

Her gece bir rüya her gece bir rüya. Hepsinin anlamı güzel. Ne kadar doğru bilmiyorum. Ama doğruysa gerçek olsun çabucak.

29 Ağustos 2010 Pazar

Bir Haber Alsam Artık Ne Güzel Olacak






Hayatımın şimdiye kadar ki en b.ktan günlerini yaşıyorum. Demek ki böyle bir şeymiş işsiz insanların hissettikleri; büyük bir belirsizlik, beklemenin verdiği iğrenç sıkıntı ve gitgide içimi kaplayan umutsuzluk. Ne hissetmem gerektiğini kestiremiyorum; 2,5 aylık bir süre işsizim demek için kısa bir zaman mı yoksa gerçektende iş bulabilme ihtimalim giderek azalıyor mu?Özgeçmişimi verdiğim hiç bir yerden geri haber alamayışım da sanki cvmin gönderildiği yerlerde bir kenara atıldığı hissi veriyor bana. Şimdilik tek ve kesin bildiğim fazlasıyla sıkıldım ve artık bir işe yaramak istiyorum.


28 Ağustos 2010 Cumartesi

Neredesin Mars?



(Keşke görebilseydim de kendi çektiğim Mars fotoğrafını koyabilseydim.)

Kandırıldım mı? Nerede 'Mars' hani nerede nerede?
Gören var mı acaba?


Not: 27 Ağustos gecesi Mars'ın her zamankinden fazla dünyaya yakın olacağı ve çıplak gözle ay gibi net gözükeceği söylentisi dolaşmaktaydı birkaç gündür facebook' ta. Ama bir diğer söylenti de şöyle diyor; evet Mars dünyaya çok yakın bir konumda olacakmış bu gece ama sanıldığı gibi çıplak gözle görülemeyecekmiş. Mars bu gece çok parlak, kırmızı bir yıldız olarak gözükecekmiş dünyadan. Hangisine inanmalı bilemedim. Ama zaten göremedim ki...


27 Ağustos 2010 Cuma

Şimdi Burada Olsaydın...


Hiç bir şey şimdiki gibi olmazdı.
Ben böyle mutsuz, yalnız ve muhtaç olmazdım.
Ben senin ellerini severdim, sen benim saçımı okşardın.
Kavga ederdik bazen ama sonra hemen birbirimize sarılır, ağlardık.
Beni kimsenin üzmesine izin vermezdin, zaten sen burada olsaydın kimse beni üzemezdi.
Beni en iyi anlayan hep sen olurdun.
Lafımı hiç kesmeden dinlerdin beni.
Sevinçlerime çoşkuyla katılır, dert ortağım olurdun.
Elele gezerdik canımız sıkılınca,zaten aynı anda canımız sıkılırdı eminim.
Hiç bırakmazdım elini, sen nereye gidersen oraya gelirdim, tıpkı eskisi gibi.
Soğuk olunca kocaman ellerinin arasına alır ısıtırdın ellerimi.
Kokunu içime çekerdim doya doya.
Sarılırdım sımsıkı sana.
Her geçen gün daha fazla özlüyorum eskiden birlikte yaptıklarımızı.
Şimdi sana çok ihtiyacım var ve her geçen dakika daha fazla özlüyorum seni baba.




25 Ağustos 2010 Çarşamba

Davulumun İpi Kaytan





"Nerede eski ramazanlar?" diyemeyeceğim. Çünkü benim çocukluğumda da böyleydi, şimdi de böyle ramazan. Şimdi de eskiden de sahurda ramazan davulcuları mani okumadan güm güm güm güm diye uyandırıyorlar bizi. Ben hiç duymadım davulcuların mani söylediklerini. Sadece televizyonda oluyor böyle şeyler:
Bak geldi etli dolma,
güm güm güm güm

Çok yiyip göbek salma.
güm güm güm güm

Üstüne bir kahve iç,
güm güm güm güm

Terâvihe geç kalma!
güm güm güm güm

Eskiden tek farkı; artık sadece davulcunun davul sesiyle değil davul sesinin etkisiyle çalan araba alarmlarıyla da uyanıyoruz. Mani yerine araba alarmı. Ne büyük yenilik...


Yok Öyle Bir Şey





Sayılı gün çabuk geçer derler. Kendi adınıza konuşun kardeşim. Neden genelleme yapıyorsunuz ki?Sana çabuk geçmiş olabilir. Sana çabuk geçti diye herkese mi çabuk geçecek sanki. Misal ben; sayılı gün sözde, sayıyorum sayıyorum geçmiyor. Geçmiyor işte kardeşim. 1, 2, 3 .... say say nereye kadar... Herhalde bu lafı söyleyen en fazla yedi, sekiz gün saydı. Sonrada utanmadan sayılı gün çabuk geçti dedi.. Ya elli, altmış gün hatta beş ay, bir buçuk yıl sayan ne yapsın. Onlarda sayılı gün, sayılı gün çabuk geçiyor deyince bunlar da mı çabuk geçecek?




23 Ağustos 2010 Pazartesi

Var Var Kesin Bir Şey Var


Bende bir paranoyaklık var kesin. Dağınıklığa hiç gelemiyorum. Hem de hiç. Bir dağınıklık görsem kendimi tutamıyorum topluyorum. Toplamazsam içim daralıyor. Ben dağınıklığa hiç gelemezken evdekilerde benim aksime fazla dağınıklar. Hal böyle olunca onlar dağıtıyor, ben topluyorum. Onlar dağıtıyor, ben topluyorum, yoruldukça yoruluyorum.
Var var kesin ben de bir paranoyaklık var; dağınıklık olmasında ben yorulurum, derler toplarım etrafı..Ben öyle etraf dağınıkken nasıl oturayım ya. Yok yok yapamam.


Hiçççç



- Naber?
- İyidir..
- Ne yaptın bugün? Nasıl geçti günün..
- Hiç bir şey yapmadım. Hep aynı işte hergün.
- Yarın ne yapacaksın peki?
- Hiçççç. Yapacak bir şeyim yok ki benim..




21 Ağustos 2010 Cumartesi

Yılmaz Özdil Demiş Ki...


Bertaraf

Gonngg!
Duydunuz zilin sesini...

Kuralları biliyorsunuz, o iki kelimeyi katiyen kullanmayacaksınız, sorularıma makul ve mantıklı cevaplar vereceksiniz, başınızı emme basma tulumba gibi sallamayacaksınız, Mehter Marşı’yla geleceksiniz, İzmir Marşı’yla gideceksiniz!
Yanıma alayım sizi şöyle...
- Adınız?
- Hıdır.
- Elinizden gelen bu mudur?
- Evet.
- Eyooo!
*
Efsanedir bu, hatırlarsınız.
Büyük usta Erkan Yolaç sunardı.
Yarışmaya katılıp madara olanlara
“pirinç, bulgur” filan hediye edilirdi!
*
Erkan Yolaç bıraktı...
Başbakan var şimdi onun yerine.
*
İlla istiyor ki, sandığı filan beklemeyelim, çıkalım televizyona, o iki kelimeden birini söyleyelim.
*
Ya söylemezsen?
“Bertaraf olursun” diyor.
Halbuki...
Bitaraf olan bertaraf olmaz.
Bakınız, İsviçre.
*
Üstelik, benim bildiğim demokrasi,
“gizli oy”, açık tasniftir...
“Anayasa”nın 67’nci maddesine göre, seçimler ve “referandum”lar, “gizli oy” açık tasnifle yapılır.
*
Hal böyleyken, ne isteniyor?
“Açık oy” açık tasnif.
*
Anayasa’ya aykırıdır!
*
Evet-hayır’a dönersek...
Aradım ustayı, Erkan Yolaç’ı.
*
Sıkı durun...
*
Meğer, AKP’ye yakın bi hukukçu derneği, benden önce aramış,
“evet” kampanyasına katılması için teklifte bulunmuş iyi mi... Sokak reklamlarında kullanacaklarmış, akıllarınca slogan da hazırlamışlar, “Erkan Yolaç, evet’e yol aç” yazacaklarmış... “Maddi tarafının çok cazip olduğunu” söylemişler, “bu para fırsatı kaçmaz” diye tembihte bulunmuşlar.
*
Tek kelimeyle cevap vermiş büyük usta...
“Hayır” demiş!
“Bugüne kadar şahsiyetimi satmadım, bundan sonra da satmaya niyetim yok.”
*
Üstelik, katmerli
“hayır” demiş...
Çünkü, hem para karşılığında
“evet” kampanyasına katılmaya “hayır” demiş, hem de referandumda “hayır” oyu vereceğini söylemiş.
*
“Peki, hayır kampanyası için teklif gelseydi?” diye sordum...
*
Avanta için kendini satan abidik kubidik sanatçı bozuntularına ders gibi cevap verdi:
“Gene kabul etmezdim. Bir tane oyum var, kullanırım, o kadar... Halka mal olmuş, halkın sevgisiyle programına 48 yıl devam etmiş biri olarak, para karşılığında halkın siyasi tercihini yönlendirmek kişiliğime, karakterime yakışmaz!”
*
Bunca pespayeliğin arasında, omurgalı kalan ustalarıyla onur duyuyor insan.
*
Netice itibariyle...
Duydunuz zilin sesini.
Başka kapıya...
İzmir Marşı’yla!

Sen Eşittir Ben


Tam olarak böyle hissediyorum. Sen ben, bende senim sevgilim. Böyle hissettirdiğin için çok seviyorum seni.





20 Ağustos 2010 Cuma

17 Ağustos 2010 Salı

17 Ağustos





Bugünün iki anlamı var benim için; hem ağabeyimin doğum günü hem de 99 yılında gerçekleşen büyük Gölcük depreminin yıl dönümü. Eskiden 17 Ağustos denildiğinde ağabeyimin doğum günü gelirken 11 yıldır 17 Ağustos denince tüylerimiz ürperiyor, o felaket gün aklımıza geliyor.

Aramızda 4yaş var ağabeyimle. Kah kavga ediyoruz, kah küsüyoruz, bazen de bağırıp çağırıyoruz birbirimize. Ama biz kardeşiz, sonunda hep dönüyoruz birbirimize, gülüyoruz, eğleniyoruz birlikte. Biz tam da büyüme çağımızda birbirimizden ayrıldık, ayrı ayrı büyüdük. O yüzden işte sık sık kavga etmemiz, birbirimizi kolayca yanlış anlamamız. Ama eminim gün geçtikçe biraz daha bağlanacağız birbirimize. Yıllardır benim, bizim için yaptıklarının her zaman farkında oldum, bizim için kendi hayatı için bazı şeylerden vazgeçmelerini üzülerek izledim. İyiki doğdun ağbi. İyiki yanımızdasın ve iyi ki kardeşiz.


15 Ağustos 2010 Pazar

Sıcak Çok Sıcak




Sıcaklar felaket bunaltıyor şu aralar. Tam da ramazana denk geldi bunaltıcı sıcaklar. Yaklaşık 16 saat oruç tutuyoruz. Açlık değil de susuzluk çok zorluyor. İftarda su içmekten gözümüz yemek görmüyor. Normalde yediğimizden daha az yemek yiyoruz. Bol bol su içince mide doluyor haliyle bu sefer yemeğe yer kalmıyor. Şu an sıcaktan ve terden yapış yapış bir haldeyim. Ne vantilatör işe yarıyor ne de sık sık duş almak. Vantilatörü kapattığımız anda sıcak basıyor. Duş iyi hoş da duştan çıkınca herşey eskisi gibi, değişen bir şey yok. Bunaltıcı sıcakların bir an önce bitmesini ve iftara yaklaşık üç saat kalmışken herkese hayırlı ve bol sulu iftarlar diliyorum.



14 Ağustos 2010 Cumartesi

Cici Netbook

Benim güzel, minik, ak pak netbookum.. Canım sevgilim doğum günü hediyesi aldı bana seni. Seni çok sevdim, ama sevgilim aldığı için daha bir çok sevdim. Çok tatlısın iyisin hoşsun da neden windows 7 kullanmak zorundayım. Öğrendim ki windows 7 de masaüstü arkaplanı değiştirilmiyormuş; bu beni çok üzdü. Çünkü ben seni her açtığımda sevgilimin fotoğrafını görmek istiyorum ama ya...

13 Ağustos 2010 Cuma

Keşke...


Keşke mümkün olsa. Şu an en çok ihtiyacım olan şey bu.
İsteyince zaman geri alınabilir mi?


12 Ağustos 2010 Perşembe

SEVGİLİME...






Bu son olsun gidişin. Söz verdiğin gibi bir daha ki gelişin de bir daha hiç gitme. Çünkü ben artık zor dayanıyorum sensizliğe sevgillim. Sensiz bir dakika bile bana zor geliyor. Hep yanımda ol istiyorum. Her gidişinde bu sefer ağlamayacağım diye söz veriyorum kendime ama olmuyor. Ufacık bir şey geliyor aklıma başlıyorum ağlamaya. Sensiz kendimi boşlukta hissediyorum. Sanki kimse yok gibi yanımda sen olmayınca. Sen gidince yapayanlız kalıyorum. Sen gelince dopdolu oluyor dünyam, saatler su gibi akıp geciyor. Ama sen olmayınca bir dakika bir ömür gibi geliyor, geçmiyor saatler, günler...Gel sevgilim artık cok özlüyorum seni. Gel ama bir daha beni hiç bırakma.





4 Ağustos 2010 Çarşamba

Benim Adım İstanbul




Böyledir, hep böyledir, bir "kerre" tiryakim olanlar bir daha asla kurtulamazlar aşkımdan. Bir "kerre" İstanbullu olan artık nereye gitse, kalbinde bir gün mutlaka bana geri dönmeye yeminle yaşar, her fırsatta beni anar, özler, özler, özlemekten kahrolur! Böyledir İstanbul aşkı, böyledir işte.


....


İstanbul'um ben, şehirlerin en büyülüsü, en büyücüsüyüm. Dünyanın en çok arzulanan şehriyim, İstanbul'um; binlerce yıldır tek bir fani tarafından gerçekten terk edilemedim, asla ve asla terk edilemem! Benim adım İstanbul.


2 Ağustos 2010 Pazartesi

İşte Ben Onlardan Değilim





Hani derler ya ben sensiz yaşayamam diye, işte ben onlardan değilim. .
Ben sensiz de yaşarım; ama seninle bir başka yaşarım . .



Nazim Hikmet Ran

Yolculuk Nereye Hemşerim!





Sıkıldınız değil mi ben yine gidiyorum demelerimden.. Ama gidiyorum yine ne yapayım... Demiştim ya yine söylüyorum leyleği havada gördüm bu sene. Eğer bir iş teklifi gelecekse evdeyken de gelir evde olmasamda. Zaten cok bunalıyorum evde. Kaldıramıyorum sürekli telefon çalar diye beklemeyi. Bu seferki yolcuğum tekrar Söke'ye. İngiltere'den *E* nin dayısı ve ailesi geldiler. Gidip onlarla tanışmalı görüşmeli kaynaşmalı değil mi ama.