Ben asla benim misafirim olan birini birlikte alışveriş yaptıktan sonra bir arkadaşıma bakıp geleceğim deyip arabada tek başına bırakmam. Haydi bıraktım diyelim en fazla bir merhaba der geri dönerim. Saatlerce muhabbet edip arabadaki misafirimi asla bekletmem. Sonra bir kere daha arabaya dönüp birer sigara içeceğiz deyip dil ucuyla da istersen sende gel demem. Ben yapmam, yapamam ama benim başıma gelir böyle şeyler. Üstünden baya bir zaman geçti bu olayın ama ben hala unutamadım. Arada bir aklıma geliyor işte böyle. Hele ki değer verdiğim bir insanın bunu yapması ayrı bir anlam taşır.
29 Eylül 2010 Çarşamba
24 Eylül 2010 Cuma
Berbat Bir Gün
Bu gün ne biçim bir gündü böyle... Nasıl bir koşuşturmaca, nasıl bir sinir harbiydi yaşadığım. Sanki çok mühim işler yapacakmış gibi herşeyi planlı programlı yapmaya çalıştıkça daha bir hızlı geçiyor sanki ozaman da yetmiyor zaman.
Sabahtan başladı zaten gerginliğim; insanın en yakını bazen en uzağı olabiliyor gerçekten. Senin hakkında düşünülecek en son şeyi düşünüp dile getiren de onlar olabiliyor. Ne acı değil mi? Bir kaç gündür bu benim yaşadığım. Tam sevgilim geldi huzur bulacağım, mutlu olacağım derken birileri bir yandan sanki sırf beni huzursuz etmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Olsun diyorum kendi kendime ama olmuyor işte elimde değil. İşte o sölenmeyecek lafı duyarak başladı benim günüm nasıl güzel devam etsin ki. Ben bir kere sinirlendim mi kolay kolay sakinleşemiyorum zaten. Eve karşı sorumluluğumu yerine getirmem adına yapılacak bir kaç iş de üstüne eklenince o kadar sinirin üstüne bir de yorgunluk çökünce insan kendini patlayacak bomba gibi hissediyor inanın. İşlerimi hallediceğim diye beşinci katta olan evimize tam 4 kere inip çıkmak zorunda kaldım, bir sürü yol yürüdüm; yürüdüm yürümesine de doğru yürüyemedim ki neredeyse bir arabanın altında kalıyordum. Nasıl bir korkuydu yaşadığım elim ayağım titredi kendime gelemedim bir türlü. Heh dedim sora bitti herşey ölmeden sağ salim gideceğim sevgilimin yanına ama nerede? Akılsız başın cezasını ayaklar çekiyor haliyle; evde prizde unutulan fişi çekmek üzere bir daha beş kat çıktım. Sonra her zaman dakikada bir geçen otobüs ben beklediğimden midir bilinmez 45 dk beklettibeni. Üzerine de telefonumun şarjının bitmesi tuz biber ekti. Sevgiliyle buluşulucak da nasıl haberleşilecek. Haydi kontürlü telefondan aradım sevgiliyi otobüse de bindim sonra ama o kadar geç kalmıştım ki tam da iş çıkışına denk geldi tabi; sonuç bir sürü trafik. Bu kadar plan program yaptım hepsi boşuna bir de üstüne başıma bir sürü dert geldi. Pişmiş tavuk meselesi anlayacağınız...
22 Eylül 2010 Çarşamba
Hoşgeldin Sevgilim
Gün saymaca bitti, sevgilim geldi. Artık hiç bırakmayacak beni her anımda yanımda olacak söz verdi. Sözünü tutar o. Çünkü beni çok sever o. En kötü anımda elimi tutar sımsıkı. En mutlu anımda zaten yanımdadır, en mutlu anım onla olan zamandır çünkü.
Hoşgeldin sevgilim. Sen benim herşeyimsin. Şimdi kendimi çok iyi hissediyorum. Çünkü biliyorum ki şu an şu saatte seni yanımda istesem gelebilecek kadar uzaksın bana. Seni özlediğim anda hiç beklemek zorunda olmadan sana sarılıp özlemimi giderebileceğim.
Beş aylık özlem nasıl giderilir bilmiyorum ama senle olan her anımın kıymetini bilerek yaşayacağım bundan sonra.
21 Eylül 2010 Salı
Eski Günler
Eski günleri özlüyorum. Ne kadar eskileri derseniz hepsini özlüyorum;çocukluğumu, kuzenlerimle geçirdiğim zamanları, lise günlerini, hele ki üniversiteyi. Ah çocukluğum; dertsiz ,tasasız, en güzel geçen yıllarım. Erkek çocuğu gibiydim ben, bilenler öyle söyler. Gece yarılarına kadar eve girmezdim bir kere. Arkadaşlarımın terliklerini saklardım kuma, sonra bulamazdık, mahallenin çocuklarını ikiye böler benden taraf olmayanları dövmeye kadar giderdim, maç yapardık erkeklerle her defasında yenilirdik ama yine yapardık. Gider başka mahalleleri gezerdim, döndüğümde bütün mahalleyi beni ararken bulurdum. Benim çocukluğum kısa sürdü çok özlüyorum şimdi.
Kuzenlerimle her zaman olmasa da çoğu zaman kardeş gibiyidik, ta ki onlarla birlikte yaşamaktan vazgeçene kadar. Eskiden güzeldi her şey her zamankinden daha kalabalıktık o zamanlar. Bundan yaklaşık 15 yıl önce bütün aile biraradaydık. Her birimizin doğum gününde birlikte olurduk, bir başka geçerdi bayramlar, yaz tatilleri desen ccurcuna. Eğleniyorduk, bir aradaydık. Sonra ne olduysa oldu bize yavaş yavaş değil bir anda koptuk birbirimizden. Şimdi kimsenin kimseden haberi yok. Arada ortak tanıdıklarla karşılaşınca birbirimizden haber alıyoruz. Aile olmak güzeldi şimdi yok.
Lisedeyken yaşadığım hayatı özlüyorum bide. Beşiktaş, İstanbul'un en güzel semtlerinden birisi. Lise hayatımın geçtiği yer. Gerçek anlamda yaşadık biz liseli olmayı. Gerçek dostlar edindim lisede. Şimdi neredeyse hiçbiri yok hayatımda. Herkes kendi derdinde. Lise arkadaşlıkları çok köklü değilse kalıcı değildir bana kalırsa. Ya bir ya iki kişi kalır liseden geriye hayatınızda. Çünkü liseden çıktığınızda herkes farklı bir yere dağılır. Bizde öyle olduk işte. En iyi arkadaşım şehir değiştirdi. Şimdi ayda yılda bir görüşüyoruz. Hiç bir şey eskisi gibi değil tahmin edebileceğiniz gibi.
Ve tabi ki üniversite. Yeni bitti ama o da şimdiden özletti kendini. Ne güzelmiş üniversite öğrencisi olmak. İster girersin derse ister kantinde takılırsın. Hep duyardım üniversite arkadaşlığı kalıcıdır diye o da yalan. Bakıyorum da şimdi kendi arkadaşlıklarıma peşinden koşman gerekiyor bir ufacık buluşma ayarlamak için. Bazısı çalışıyor boş zamanı yok, bazısı her gün boş ama size ayıracak vakti yok. Bitmemiş olsa okul ne gerek var buluşma ayarlamaya, o kendi kendine halloluyor zaten.
Şimdi düşünüyorum da ileri de şu an şu günüde özleyecek miyim acaba?
19 Eylül 2010 Pazar
Balkon Sefası
Yaz bitiyor ya şimdi balkon sefasına elveda ta ki bir daha ki yaza kadar. Yazı bile beklemeden havaların iyice ısındığı mayıs ayı bile balkon sefası için uygun bir aydır...
18 Eylül 2010 Cumartesi
Haftasonu Sendromu

Haftasonlarını sevmiyorum. Gerçi haftaiçi de yapacak bir işim yok ama haftasonları bana daha soğuk geliyor. Tatil günleri olupta bir şey yapamamamdan kaynaklanıyor sanırım. Diğer günler bu kadar sıkılmıyorum nedense. Ama cumartesi oldu mu sürekli bir şeyler yapmak istiyorum.
Ama biliyorum bir gün bende çalışmaya başlayacağım ve işte o zaman en sevdiğim günler cumartesi ve pazar olacak. Şu an ki tek isteğim bütün bir haftaiçi deliler gibi çalışıp haftasonunun hayalini kurmak.
15 Eylül 2010 Çarşamba
Bu da Olmadı
Bakın işin nitelikeri, benden istedikleri neler:
*Vardiyalı çalışma sistemi sözkonusu; ilk 6 ay sabah, diğer 6 ay gece çalışılacak...
*6 haftalık bir eğitim var alınıcak; bu süre içinde maaşınız ve sigortanız ödenecek..
*Part-time; 6 saatlik bir çalışma var...
*Servis, yemek, sigorta hatta özel sağlık sigortası da var...
*Haftada iki gün izin; hangi günler olacağını kesinlikle kendin belirleyemiyorsun...
*Bayram tatili kesinlikle yok.
*İşi kabul ettiğinizde ve eğitime başaladığınızda bir sözleşme imzalanacak; 1 yıl çalışma zorunluluğu ve işten çıkma halinde tazminat ödenecek..
Son maddeye kadar herşey iyi hoş güzel de o son madde bütün işleri bozuyor. Çünkü ben part-time çalıştığımda alacağım maaş oldukça düşük olacak ve 1 yıllık süre zarfında daha yüksek maaşlı bir iş teklifi gelmesi halinde hiç şekilde o işi kabul edemeyeceğim.
Sonuç olarak bu iş bana göre değil; bugün eylül 15 ve ben hala işsizim...
13 Eylül 2010 Pazartesi
Mutlu Olun Evetçiler, Şakşakçılar

Çok şey söylemeye gerek yok. Bu ülkede bu kadar cahil insan varken ve bu kadar bilinçsiz bu sonucun çıkması gayet normaldir. Şaşırıyorum bu insanlar nasıl bu kadar kör olabiliyorlar. Bir torba kömüre bir kilo pirince ülkenin kaderiyle oynuyorlar. Bu sonucun çıkmasına ve önümüzdeki günlerde başımıza gelecek felaketlere neden olanlarda ve bu ülke de onlarla birlikte yaşadığım için utanıyorum... Bu gün evet diyenler bir gün İran gibi olduğumuzda çok pişman olacaklar ama o zaman çok geç olacak...
Cahil bir toplum,özgür bırakılıp kendine seçim hakkı verilse dahi hiçbir zaman özgür birseçim yapamaz. Sadece seçim yaptığını zanneder. Cahil toplumla seçimyapmak,okuma yazma bilmeyen adama hangi kitabı okuyacağını sormak kadar ahmaklıktır! Böyle bir seçimle iktidara gelenler,düzenledikleri tiyatro...ile halkın egemenliğini çalan zalim ve madrabaz hainlerdir.... Nietzsche
9 Eylül 2010 Perşembe
Hayır'lı Bayramlar

Bu arada bayram 3 gün, pazar günü de tatil diye gittiğiniz yerlerden pazar akşamı dönmeyin lütfen.. Unutmayın pazar günü referandum günü.. Vatandaşlık görevinizi yerine getirin lütfen. Bu ülke hepimizin... Bir oy çok şey değiştirir..
...Bu ülke için bir OY'un var...
Mutluluğa Az Kala

Mutluluğa 17 ya da 18 gün kaldı. Eksiği var fazlası yok. Sonunda hasret bitiyor.. Evet evet sevgilim geliyor.. Hem de bir daha dönmeyecek Bodrum'a. Mutluyum hem de çok. Bu kadar dayanabildiğime, sabredebildiğime şaşırıyorum .. Vay be neymişim ben. Demek ki diyorum içimden çok seviyorum onu bir kez daha anladım bunu..İnsan sevdiği için ne yapmaz ki. Zoru başardım inanıyorum. Bir daha diyorum kesinlikle gidemezsin hiç bir yere sevgilim bensiz. Hele bir git o zaman döndüğünde beni bulamazsın haberin olsun. Tabi bu lafım askerlik için değil kesinlikle. Onu da beklerim sevgilim, askerlik bu kutsal görev. Ama onun dışında her şey için geçerli bu söylediğim...
8 Eylül 2010 Çarşamba
Bugün de Bitti
Bugün çok içime doğmuştu; dedim ki arayacaklar bugün beni. Telim hep yanımda, elimdeydi. Ama yok yine saat 6 olduğunda bütün ümitlerim soldu. Dedim ki kendi kendime her günkü gibi bugün de bitti. Artık bayram sonrasına kaldı. Bakalım şansım bayram sonrasında yaver gidecek mi.
Ay rüyamda gördüm yok içime doğdu derken günler hızla geçip gidiyor..
Bugün Eylül 8 ve ben hala işsizim...
6 Eylül 2010 Pazartesi
O an...
5 Eylül 2010 Pazar
3 Eylül 2010 Cuma
Hep Aynı
Kavga
Tartışma
Gözyaşı
Söz Verme
Bağırış
Kızgınlık
Öfke
Sevgi Sözcükleri
Tam halloldu derken yine aynı hatalar, tekrarlar... Dön dolaş hep aynı...
2 Eylül 2010 Perşembe
Doğum Günü Ablası
Nereden başlasam ne desem, bugünün anlamını daha doğrusu onun benim için anlamını nasıl yazsam bilemedim. Ama o kadar çok şey var ki aslında söylenecek. En basiti; birbirimizi bu kadar çabuk kabullenişimiz ve sanki gerçekten abla kardeş gibi oluşumuz. Şimdi sorsalar bana bu kız kimdir nasıl biridir diye; ben derim ki bu kız benim ablamdır ve o kız sizin tahmin edemeyeceğiniz kadar iyi niyetli ve bir o kadar da samimi ve içtendir. Sonra derim ki onlara güçlüdür benim ablam, hiç bir şey yıkamaz onu. Gittiği her yer aydınlanır onun, gülüşüyle yapar bunu ve tabi ki pozitif enerjisiyle. Onunla olduğunuz zamanlarda eğlenmemeniz mümkün değil derim sonra. Kötü hiç bir özelliği yok mu diye soracak olurlarsa olmaz olur mu hiç var tabi ki derim. Herkesin vardır kötü bir yanı. Onun da var elbet kötü tarafı. Önce söylemek istemem soranlara ama sonra gülerek derim ki onlara; uyku demeyin sakın ona, uyku en büyük zaafı. İşten geldiği vakit mutlaka uyur. Uyusun tabi uyusun zaten çok yoruluyor, sabahın köründe kalkıyor kızcağız. Ama sakın dokunmayın uyurken ona. Dokunmayın çünkü uykusuyla arasına girilmesini hiç sevmez derim soranlara. Beğenmediniz mi yoksa cevabımı, ne yapayım en kötüsü bu işte. Eee! Düşünün artık nasıl biri benim ablam..
Doğum günü bugün onun. İyi ki doğmuş, iyi ki tanımışım onu ben.
Doğum Günün Kutlu Olsun Ablacım Seni Çok Seviyorum....
1 Eylül 2010 Çarşamba
Eylül Hoşgelseydin Keşke
Bugün 1 Eylül.
Ve ben hala işsizim.
(Temmuz bitti. Ağustos bitti. Şimdi sıra Eylül'de mi yoksa)
Dost Meclisi Toplandı
Taksimde Sultanahmet Köftecisinde yaptık iftarımızı.
Değişik açılardan fotoğraf çekme çabasına girdik bol bol.
Bir de bu tatlı kuklacığı gördük İstiklal'de; pek yetenekli maşaallah.
Okul daha kapanmadan planlar yapmıştık; adalara gidelim, gidip nargile içelim, 'G' askere gidecek onun için buluşalım, falan dedik ama olmadı olamadı bir türlü. Bazısı tatile gitti, bazılarının ailevi nedenlerle zamanı olmadı derken toplanamadık.
Yetti artık dedik sonunda ve geçtiğimiz pazartesi günü buluştuk sonunda.. Ramazan vesile oldu bu işe. İftar yapalım dedik hep beraber. Buluşalım dedik de yer sorun oldu, zaman sorun oldu.. Önce Beyazıt'ta buluşalım dediler olmadı Taksim olsun dediler. Cumartesi olacaktı, pazartesi oldu. Neyse ki saat değişmedi. E iftar gidiyoruz ya onu değiştiremediler. İftar olmasa o da değişmişti büyük ihtimal. Bir fireyle buluştuk neyse ki.
İftarımız çok eğlenceli geçti. Özlemişim hepsini ayrı ayrı. Az oldu öz oldu ama hasret giderdik öyle böle.
Tekrar sözleştik bakalım o ne badirelerle ayarlanacak.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
