7 Ekim 2010 Perşembe

Bu Ben Miyim?



İçimden yazmak geliyor çoğu zaman. Açıyorum yeni kayıt sayfasını önce. Ama sonra elim gitmiyor nedense yazmaya, korkuyorum belki de içimdekileri yazıya dökmeye. Bu aralar kendimi hiç iyi hissetmiyorum ki zaten. Ne yediğimi biliyorum, ne içtiğimi ne de uyuduğumu. Sanki hep diken üstündeyim. Hep bir huzursuzluk içindeyim. Kendimi hiç bir yerde mutlu hissedemez oldum. Yaptıklarım zevk vermiyor artık bana. Her şey, herkes üstüme geliyor, sırf ben mutsuz olayım diye uğraşıyorlar sanki. Dayanacak gücüm kalmadı hissediyorum artık. Hiç bir şeye tahammül edemiyorum zaten. Herşey gözüme batıyor, çabuk sinirleniyorum. Ben böyle değildim ki eskiden. Dua ediyorum şimdi hayırlısıyla ve en kısa zamanda bir iş bulabilmek için. Yapabildiğim tek şey zaten dua etmek ve beklemek. Elimden başka bir şey gelmiyor ki zaten. O yüzden de bu durumdayım işte.


3 Ekim 2010 Pazar

Özlemişim...


Çok özlemişim kız kıza sohbet etmeyi. Uzun zaman olmuştu görüşmeyeli. Ama hiç bir şey değişmemiş herkes aynı. Herşey eskisi gibiydi.


29 Eylül 2010 Çarşamba

Aklıma Geldi Yine



Ben asla benim misafirim olan birini birlikte alışveriş yaptıktan sonra bir arkadaşıma bakıp geleceğim deyip arabada tek başına bırakmam. Haydi bıraktım diyelim en fazla bir merhaba der geri dönerim. Saatlerce muhabbet edip arabadaki misafirimi asla bekletmem. Sonra bir kere daha arabaya dönüp birer sigara içeceğiz deyip dil ucuyla da istersen sende gel demem. Ben yapmam, yapamam ama benim başıma gelir böyle şeyler. Üstünden baya bir zaman geçti bu olayın ama ben hala unutamadım. Arada bir aklıma geliyor işte böyle. Hele ki değer verdiğim bir insanın bunu yapması ayrı bir anlam taşır.




24 Eylül 2010 Cuma

Berbat Bir Gün

Bu gün ne biçim bir gündü böyle... Nasıl bir koşuşturmaca, nasıl bir sinir harbiydi yaşadığım. Sanki çok mühim işler yapacakmış gibi herşeyi planlı programlı yapmaya çalıştıkça daha bir hızlı geçiyor sanki ozaman da yetmiyor zaman.
Sabahtan başladı zaten gerginliğim; insanın en yakını bazen en uzağı olabiliyor gerçekten. Senin hakkında düşünülecek en son şeyi düşünüp dile getiren de onlar olabiliyor. Ne acı değil mi? Bir kaç gündür bu benim yaşadığım. Tam sevgilim geldi huzur bulacağım, mutlu olacağım derken birileri bir yandan sanki sırf beni huzursuz etmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Olsun diyorum kendi kendime ama olmuyor işte elimde değil. İşte o sölenmeyecek lafı duyarak başladı benim günüm nasıl güzel devam etsin ki. Ben bir kere sinirlendim mi kolay kolay sakinleşemiyorum zaten. Eve karşı sorumluluğumu yerine getirmem adına yapılacak bir kaç iş de üstüne eklenince o kadar sinirin üstüne bir de yorgunluk çökünce insan kendini patlayacak bomba gibi hissediyor inanın. İşlerimi hallediceğim diye beşinci katta olan evimize tam 4 kere inip çıkmak zorunda kaldım, bir sürü yol yürüdüm; yürüdüm yürümesine de doğru yürüyemedim ki neredeyse bir arabanın altında kalıyordum. Nasıl bir korkuydu yaşadığım elim ayağım titredi kendime gelemedim bir türlü. Heh dedim sora bitti herşey ölmeden sağ salim gideceğim sevgilimin yanına ama nerede? Akılsız başın cezasını ayaklar çekiyor haliyle; evde prizde unutulan fişi çekmek üzere bir daha beş kat çıktım. Sonra her zaman dakikada bir geçen otobüs ben beklediğimden midir bilinmez 45 dk beklettibeni. Üzerine de telefonumun şarjının bitmesi tuz biber ekti. Sevgiliyle buluşulucak da nasıl haberleşilecek. Haydi kontürlü telefondan aradım sevgiliyi otobüse de bindim sonra ama o kadar geç kalmıştım ki tam da iş çıkışına denk geldi tabi; sonuç bir sürü trafik. Bu kadar plan program yaptım hepsi boşuna bir de üstüne başıma bir sürü dert geldi. Pişmiş tavuk meselesi anlayacağınız...

22 Eylül 2010 Çarşamba

Hoşgeldin Sevgilim



Gün saymaca bitti, sevgilim geldi. Artık hiç bırakmayacak beni her anımda yanımda olacak söz verdi. Sözünü tutar o. Çünkü beni çok sever o. En kötü anımda elimi tutar sımsıkı. En mutlu anımda zaten yanımdadır, en mutlu anım onla olan zamandır çünkü.
Hoşgeldin sevgilim. Sen benim herşeyimsin. Şimdi kendimi çok iyi hissediyorum. Çünkü biliyorum ki şu an şu saatte seni yanımda istesem gelebilecek kadar uzaksın bana. Seni özlediğim anda hiç beklemek zorunda olmadan sana sarılıp özlemimi giderebileceğim.
Beş aylık özlem nasıl giderilir bilmiyorum ama senle olan her anımın kıymetini bilerek yaşayacağım bundan sonra.






21 Eylül 2010 Salı

Eski Günler

Eski günleri özlüyorum. Ne kadar eskileri derseniz hepsini özlüyorum;çocukluğumu, kuzenlerimle geçirdiğim zamanları, lise günlerini, hele ki üniversiteyi. Ah çocukluğum; dertsiz ,tasasız, en güzel geçen yıllarım. Erkek çocuğu gibiydim ben, bilenler öyle söyler. Gece yarılarına kadar eve girmezdim bir kere. Arkadaşlarımın terliklerini saklardım kuma, sonra bulamazdık, mahallenin çocuklarını ikiye böler benden taraf olmayanları dövmeye kadar giderdim, maç yapardık erkeklerle her defasında yenilirdik ama yine yapardık. Gider başka mahalleleri gezerdim, döndüğümde bütün mahalleyi beni ararken bulurdum. Benim çocukluğum kısa sürdü çok özlüyorum şimdi.
Kuzenlerimle her zaman olmasa da çoğu zaman kardeş gibiyidik, ta ki onlarla birlikte yaşamaktan vazgeçene kadar. Eskiden güzeldi her şey her zamankinden daha kalabalıktık o zamanlar. Bundan yaklaşık 15 yıl önce bütün aile biraradaydık. Her birimizin doğum gününde birlikte olurduk, bir başka geçerdi bayramlar, yaz tatilleri desen ccurcuna. Eğleniyorduk, bir aradaydık. Sonra ne olduysa oldu bize yavaş yavaş değil bir anda koptuk birbirimizden. Şimdi kimsenin kimseden haberi yok. Arada ortak tanıdıklarla karşılaşınca birbirimizden haber alıyoruz. Aile olmak güzeldi şimdi yok.
Lisedeyken yaşadığım hayatı özlüyorum bide. Beşiktaş, İstanbul'un en güzel semtlerinden birisi. Lise hayatımın geçtiği yer. Gerçek anlamda yaşadık biz liseli olmayı. Gerçek dostlar edindim lisede. Şimdi neredeyse hiçbiri yok hayatımda. Herkes kendi derdinde. Lise arkadaşlıkları çok köklü değilse kalıcı değildir bana kalırsa. Ya bir ya iki kişi kalır liseden geriye hayatınızda. Çünkü liseden çıktığınızda herkes farklı bir yere dağılır. Bizde öyle olduk işte. En iyi arkadaşım şehir değiştirdi. Şimdi ayda yılda bir görüşüyoruz. Hiç bir şey eskisi gibi değil tahmin edebileceğiniz gibi.
Ve tabi ki üniversite. Yeni bitti ama o da şimdiden özletti kendini. Ne güzelmiş üniversite öğrencisi olmak. İster girersin derse ister kantinde takılırsın. Hep duyardım üniversite arkadaşlığı kalıcıdır diye o da yalan. Bakıyorum da şimdi kendi arkadaşlıklarıma peşinden koşman gerekiyor bir ufacık buluşma ayarlamak için. Bazısı çalışıyor boş zamanı yok, bazısı her gün boş ama size ayıracak vakti yok. Bitmemiş olsa okul ne gerek var buluşma ayarlamaya, o kendi kendine halloluyor zaten.

Şimdi düşünüyorum da ileri de şu an şu günüde özleyecek miyim acaba?


19 Eylül 2010 Pazar

Balkon Sefası


Yazın son demlerini yaşıyoruz. Aslında resmi olarak sonbahara girdik. Fakat havalar hala kararsız; yağmur mu yağsa yoksa sıcak mı olsa diye. Biz de annemle bu son ılık havaların tadını balkon keyfi yaparak çıkartıyoruz. Öyle ahım şahım bir balkonumuz olmasa da bize yetiyor. Bütün bir yaz boyu yemeklerimizi burada yiyoruz. Neredeyse evde olduğumuzda zamanımızın çoğunu balkonda geçiriyoruz. Balkonda yapmayı en sevdiğim şey ise kitap okumak.. Kitabımı elime alıp şehrin bütün gürültüsünden kendimi soyutlayarak sıcak havanın ,ve tabi hafif bir esintiyle, tadını çıkarmaya bayılıyorum..
Yaz bitiyor ya şimdi balkon sefasına elveda ta ki bir daha ki yaza kadar. Yazı bile beklemeden havaların iyice ısındığı mayıs ayı bile balkon sefası için uygun bir aydır...



18 Eylül 2010 Cumartesi

Haftasonu Sendromu





Haftasonlarını sevmiyorum. Gerçi haftaiçi de yapacak bir işim yok ama haftasonları bana daha soğuk geliyor. Tatil günleri olupta bir şey yapamamamdan kaynaklanıyor sanırım. Diğer günler bu kadar sıkılmıyorum nedense. Ama cumartesi oldu mu sürekli bir şeyler yapmak istiyorum.
Ama biliyorum bir gün bende çalışmaya başlayacağım ve işte o zaman en sevdiğim günler cumartesi ve pazar olacak. Şu an ki tek isteğim bütün bir haftaiçi deliler gibi çalışıp haftasonunun hayalini kurmak.

15 Eylül 2010 Çarşamba

Bu da Olmadı


Yeni bir iş görüşmesi, yeni bir hüsran daha.. Sakın bu da çağırıyorlar, iş beğenmiyor demeyin.

Bakın işin nitelikeri, benden istedikleri neler:
*Vardiyalı çalışma sistemi sözkonusu; ilk 6 ay sabah, diğer 6 ay gece çalışılacak...
*6 haftalık bir eğitim var alınıcak; bu süre içinde maaşınız ve sigortanız ödenecek..
*Part-time; 6 saatlik bir çalışma var...
*Servis, yemek, sigorta hatta özel sağlık sigortası da var...
*Haftada iki gün izin; hangi günler olacağını kesinlikle kendin belirleyemiyorsun...
*Bayram tatili kesinlikle yok.
*İşi kabul ettiğinizde ve eğitime başaladığınızda bir sözleşme imzalanacak; 1 yıl çalışma zorunluluğu ve işten çıkma halinde tazminat ödenecek..

Son maddeye kadar herşey iyi hoş güzel de o son madde bütün işleri bozuyor. Çünkü ben part-time çalıştığımda alacağım maaş oldukça düşük olacak ve 1 yıllık süre zarfında daha yüksek maaşlı bir iş teklifi gelmesi halinde hiç şekilde o işi kabul edemeyeceğim.
Sonuç olarak bu iş bana göre değil; bugün eylül 15 ve ben hala işsizim...


13 Eylül 2010 Pazartesi

Son 9



Son 9 gün mutluluk geliyor..

Mutlu Olun Evetçiler, Şakşakçılar



Çok şey söylemeye gerek yok. Bu ülkede bu kadar cahil insan varken ve bu kadar bilinçsiz bu sonucun çıkması gayet normaldir. Şaşırıyorum bu insanlar nasıl bu kadar kör olabiliyorlar. Bir torba kömüre bir kilo pirince ülkenin kaderiyle oynuyorlar. Bu sonucun çıkmasına ve önümüzdeki günlerde başımıza gelecek felaketlere neden olanlarda ve bu ülke de onlarla birlikte yaşadığım için utanıyorum... Bu gün evet diyenler bir gün İran gibi olduğumuzda çok pişman olacaklar ama o zaman çok geç olacak...

Cahil bir toplum,özgür bırakılıp kendine seçim hakkı verilse dahi hiçbir zaman özgür birseçim yapamaz. Sadece seçim yaptığını zanneder. Cahil toplumla seçimyapmak,okuma yazma bilmeyen adama hangi kitabı okuyacağını sormak kadar ahmaklıktır! Böyle bir seçimle iktidara gelenler,düzenledikleri tiyatro...ile halkın egemenliğini çalan zalim ve madrabaz hainlerdir.... Nietzsche



9 Eylül 2010 Perşembe

Hayır'lı Bayramlar




Bayramınız kutlu olsun şimdiden. Ben yarın sabah Kırklareli'ye gidiyor olacağım. Eskisi gibi olmasa da bayramlar, akrabalarımızı ziyaret ediyoruz işte. Eskiden ne güzeldi her şey; bayramlarda bol bol harçlık toplardık. Şimdi eşek kadar olduk, kendi paramızı kendimiz kazanacak yaşa da geldik maşallah kimsenin harçlık verdiği yok. Öğrencilik az biraz kozdu ama o da bitti şimdi. Hiç umut yok anlayacağınız...Şaka bir yana da gerçekten bayramların eski tadı yok..
Bu arada bayram 3 gün, pazar günü de tatil diye gittiğiniz yerlerden pazar akşamı dönmeyin lütfen.. Unutmayın pazar günü referandum günü.. Vatandaşlık görevinizi yerine getirin lütfen. Bu ülke hepimizin... Bir oy çok şey değiştirir..

...Bu ülke için bir OY'un var...



Mutluluğa Az Kala



Mutluluğa 17 ya da 18 gün kaldı. Eksiği var fazlası yok. Sonunda hasret bitiyor.. Evet evet sevgilim geliyor.. Hem de bir daha dönmeyecek Bodrum'a. Mutluyum hem de çok. Bu kadar dayanabildiğime, sabredebildiğime şaşırıyorum .. Vay be neymişim ben. Demek ki diyorum içimden çok seviyorum onu bir kez daha anladım bunu..İnsan sevdiği için ne yapmaz ki. Zoru başardım inanıyorum. Bir daha diyorum kesinlikle gidemezsin hiç bir yere sevgilim bensiz. Hele bir git o zaman döndüğünde beni bulamazsın haberin olsun. Tabi bu lafım askerlik için değil kesinlikle. Onu da beklerim sevgilim, askerlik bu kutsal görev. Ama onun dışında her şey için geçerli bu söylediğim...



8 Eylül 2010 Çarşamba

Bugün de Bitti


Bugün çok içime doğmuştu; dedim ki arayacaklar bugün beni. Telim hep yanımda, elimdeydi. Ama yok yine saat 6 olduğunda bütün ümitlerim soldu. Dedim ki kendi kendime her günkü gibi bugün de bitti. Artık bayram sonrasına kaldı. Bakalım şansım bayram sonrasında yaver gidecek mi.
Ay rüyamda gördüm yok içime doğdu derken günler hızla geçip gidiyor..


Bugün Eylül 8 ve ben hala işsizim...




6 Eylül 2010 Pazartesi

O an...





Kötü bir döneme girdiğinde ve herşey sana karşı gibi göründüğünde, bir dakika bile dayanamayacakmışsın gibi geldiğinde SAKIN PES ETME, çünkü işte orası gidişatın değişeceği yer ve zamandır...!


5 Eylül 2010 Pazar

3 Eylül 2010 Cuma

Hep Aynı



Kavga
Tartışma

Gözyaşı
Söz Verme
Bağırış
Kızgınlık

Öfke

Sevgi Sözcükleri


Tam halloldu derken yine aynı hatalar, tekrarlar... Dön dolaş hep aynı...


2 Eylül 2010 Perşembe

Doğum Günü Ablası


Nereden başlasam ne desem, bugünün anlamını daha doğrusu onun benim için anlamını nasıl yazsam bilemedim. Ama o kadar çok şey var ki aslında söylenecek. En basiti; birbirimizi bu kadar çabuk kabullenişimiz ve sanki gerçekten abla kardeş gibi oluşumuz. Şimdi sorsalar bana bu kız kimdir nasıl biridir diye; ben derim ki bu kız benim ablamdır ve o kız sizin tahmin edemeyeceğiniz kadar iyi niyetli ve bir o kadar da samimi ve içtendir. Sonra derim ki onlara güçlüdür benim ablam, hiç bir şey yıkamaz onu. Gittiği her yer aydınlanır onun, gülüşüyle yapar bunu ve tabi ki pozitif enerjisiyle. Onunla olduğunuz zamanlarda eğlenmemeniz mümkün değil derim sonra. Kötü hiç bir özelliği yok mu diye soracak olurlarsa olmaz olur mu hiç var tabi ki derim. Herkesin vardır kötü bir yanı. Onun da var elbet kötü tarafı. Önce söylemek istemem soranlara ama sonra gülerek derim ki onlara; uyku demeyin sakın ona, uyku en büyük zaafı. İşten geldiği vakit mutlaka uyur. Uyusun tabi uyusun zaten çok yoruluyor, sabahın köründe kalkıyor kızcağız. Ama sakın dokunmayın uyurken ona. Dokunmayın çünkü uykusuyla arasına girilmesini hiç sevmez derim soranlara. Beğenmediniz mi yoksa cevabımı, ne yapayım en kötüsü bu işte. Eee! Düşünün artık nasıl biri benim ablam..
Doğum günü bugün onun. İyi ki doğmuş, iyi ki tanımışım onu ben.
Doğum Günün Kutlu Olsun Ablacım Seni Çok Seviyorum....

1 Eylül 2010 Çarşamba

Eylül Hoşgelseydin Keşke



Bugün 1 Eylül.
Ve ben hala işsizim.


(Temmuz bitti. Ağustos bitti. Şimdi sıra Eylül'de mi yoksa)

Dost Meclisi Toplandı


Taksimde Sultanahmet Köftecisinde yaptık iftarımızı.

Değişik açılardan fotoğraf çekme çabasına girdik bol bol.

Bir de bu tatlı kuklacığı gördük İstiklal'de; pek yetenekli maşaallah.

Okul daha kapanmadan planlar yapmıştık; adalara gidelim, gidip nargile içelim, 'G' askere gidecek onun için buluşalım, falan dedik ama olmadı olamadı bir türlü. Bazısı tatile gitti, bazılarının ailevi nedenlerle zamanı olmadı derken toplanamadık.
Yetti artık dedik sonunda ve geçtiğimiz pazartesi günü buluştuk sonunda.. Ramazan vesile oldu bu işe. İftar yapalım dedik hep beraber. Buluşalım dedik de yer sorun oldu, zaman sorun oldu.. Önce Beyazıt'ta buluşalım dediler olmadı Taksim olsun dediler. Cumartesi olacaktı, pazartesi oldu. Neyse ki saat değişmedi. E iftar gidiyoruz ya onu değiştiremediler. İftar olmasa o da değişmişti büyük ihtimal. Bir fireyle buluştuk neyse ki.
İftarımız çok eğlenceli geçti. Özlemişim hepsini ayrı ayrı. Az oldu öz oldu ama hasret giderdik öyle böle.
Tekrar sözleştik bakalım o ne badirelerle ayarlanacak.



31 Ağustos 2010 Salı

Rüyalar Gerçek Olsa


"Rüyada köpek havlaması : isteklerinin gerçekleşmesi ve güven içinde yaşamak anlamına gelir
Rüyada cenaze: Bir cenaze gören kimse çoktandır haber alamadığı biriyle yüz yüze gelir. Bir cenaze törenine katılan kimse, yaşantısında güzel bir değişiklik yapar.
Rüyada gelin: Gelin neşe, huzur, güzel haber ve yaklaşan güzel Günler demektir. Gelin olduğunu gören bekar ise evlilik olacağına işarettir. Ancak gelinlik temiz ve güzel ise mutlu olunacak anlamına gelir."

Her gece bir rüya her gece bir rüya. Hepsinin anlamı güzel. Ne kadar doğru bilmiyorum. Ama doğruysa gerçek olsun çabucak.

29 Ağustos 2010 Pazar

Bir Haber Alsam Artık Ne Güzel Olacak






Hayatımın şimdiye kadar ki en b.ktan günlerini yaşıyorum. Demek ki böyle bir şeymiş işsiz insanların hissettikleri; büyük bir belirsizlik, beklemenin verdiği iğrenç sıkıntı ve gitgide içimi kaplayan umutsuzluk. Ne hissetmem gerektiğini kestiremiyorum; 2,5 aylık bir süre işsizim demek için kısa bir zaman mı yoksa gerçektende iş bulabilme ihtimalim giderek azalıyor mu?Özgeçmişimi verdiğim hiç bir yerden geri haber alamayışım da sanki cvmin gönderildiği yerlerde bir kenara atıldığı hissi veriyor bana. Şimdilik tek ve kesin bildiğim fazlasıyla sıkıldım ve artık bir işe yaramak istiyorum.


28 Ağustos 2010 Cumartesi

Neredesin Mars?



(Keşke görebilseydim de kendi çektiğim Mars fotoğrafını koyabilseydim.)

Kandırıldım mı? Nerede 'Mars' hani nerede nerede?
Gören var mı acaba?


Not: 27 Ağustos gecesi Mars'ın her zamankinden fazla dünyaya yakın olacağı ve çıplak gözle ay gibi net gözükeceği söylentisi dolaşmaktaydı birkaç gündür facebook' ta. Ama bir diğer söylenti de şöyle diyor; evet Mars dünyaya çok yakın bir konumda olacakmış bu gece ama sanıldığı gibi çıplak gözle görülemeyecekmiş. Mars bu gece çok parlak, kırmızı bir yıldız olarak gözükecekmiş dünyadan. Hangisine inanmalı bilemedim. Ama zaten göremedim ki...


27 Ağustos 2010 Cuma

Şimdi Burada Olsaydın...


Hiç bir şey şimdiki gibi olmazdı.
Ben böyle mutsuz, yalnız ve muhtaç olmazdım.
Ben senin ellerini severdim, sen benim saçımı okşardın.
Kavga ederdik bazen ama sonra hemen birbirimize sarılır, ağlardık.
Beni kimsenin üzmesine izin vermezdin, zaten sen burada olsaydın kimse beni üzemezdi.
Beni en iyi anlayan hep sen olurdun.
Lafımı hiç kesmeden dinlerdin beni.
Sevinçlerime çoşkuyla katılır, dert ortağım olurdun.
Elele gezerdik canımız sıkılınca,zaten aynı anda canımız sıkılırdı eminim.
Hiç bırakmazdım elini, sen nereye gidersen oraya gelirdim, tıpkı eskisi gibi.
Soğuk olunca kocaman ellerinin arasına alır ısıtırdın ellerimi.
Kokunu içime çekerdim doya doya.
Sarılırdım sımsıkı sana.
Her geçen gün daha fazla özlüyorum eskiden birlikte yaptıklarımızı.
Şimdi sana çok ihtiyacım var ve her geçen dakika daha fazla özlüyorum seni baba.




25 Ağustos 2010 Çarşamba

Davulumun İpi Kaytan





"Nerede eski ramazanlar?" diyemeyeceğim. Çünkü benim çocukluğumda da böyleydi, şimdi de böyle ramazan. Şimdi de eskiden de sahurda ramazan davulcuları mani okumadan güm güm güm güm diye uyandırıyorlar bizi. Ben hiç duymadım davulcuların mani söylediklerini. Sadece televizyonda oluyor böyle şeyler:
Bak geldi etli dolma,
güm güm güm güm

Çok yiyip göbek salma.
güm güm güm güm

Üstüne bir kahve iç,
güm güm güm güm

Terâvihe geç kalma!
güm güm güm güm

Eskiden tek farkı; artık sadece davulcunun davul sesiyle değil davul sesinin etkisiyle çalan araba alarmlarıyla da uyanıyoruz. Mani yerine araba alarmı. Ne büyük yenilik...


Yok Öyle Bir Şey





Sayılı gün çabuk geçer derler. Kendi adınıza konuşun kardeşim. Neden genelleme yapıyorsunuz ki?Sana çabuk geçmiş olabilir. Sana çabuk geçti diye herkese mi çabuk geçecek sanki. Misal ben; sayılı gün sözde, sayıyorum sayıyorum geçmiyor. Geçmiyor işte kardeşim. 1, 2, 3 .... say say nereye kadar... Herhalde bu lafı söyleyen en fazla yedi, sekiz gün saydı. Sonrada utanmadan sayılı gün çabuk geçti dedi.. Ya elli, altmış gün hatta beş ay, bir buçuk yıl sayan ne yapsın. Onlarda sayılı gün, sayılı gün çabuk geçiyor deyince bunlar da mı çabuk geçecek?




23 Ağustos 2010 Pazartesi

Var Var Kesin Bir Şey Var


Bende bir paranoyaklık var kesin. Dağınıklığa hiç gelemiyorum. Hem de hiç. Bir dağınıklık görsem kendimi tutamıyorum topluyorum. Toplamazsam içim daralıyor. Ben dağınıklığa hiç gelemezken evdekilerde benim aksime fazla dağınıklar. Hal böyle olunca onlar dağıtıyor, ben topluyorum. Onlar dağıtıyor, ben topluyorum, yoruldukça yoruluyorum.
Var var kesin ben de bir paranoyaklık var; dağınıklık olmasında ben yorulurum, derler toplarım etrafı..Ben öyle etraf dağınıkken nasıl oturayım ya. Yok yok yapamam.


Hiçççç



- Naber?
- İyidir..
- Ne yaptın bugün? Nasıl geçti günün..
- Hiç bir şey yapmadım. Hep aynı işte hergün.
- Yarın ne yapacaksın peki?
- Hiçççç. Yapacak bir şeyim yok ki benim..




21 Ağustos 2010 Cumartesi

Yılmaz Özdil Demiş Ki...


Bertaraf

Gonngg!
Duydunuz zilin sesini...

Kuralları biliyorsunuz, o iki kelimeyi katiyen kullanmayacaksınız, sorularıma makul ve mantıklı cevaplar vereceksiniz, başınızı emme basma tulumba gibi sallamayacaksınız, Mehter Marşı’yla geleceksiniz, İzmir Marşı’yla gideceksiniz!
Yanıma alayım sizi şöyle...
- Adınız?
- Hıdır.
- Elinizden gelen bu mudur?
- Evet.
- Eyooo!
*
Efsanedir bu, hatırlarsınız.
Büyük usta Erkan Yolaç sunardı.
Yarışmaya katılıp madara olanlara
“pirinç, bulgur” filan hediye edilirdi!
*
Erkan Yolaç bıraktı...
Başbakan var şimdi onun yerine.
*
İlla istiyor ki, sandığı filan beklemeyelim, çıkalım televizyona, o iki kelimeden birini söyleyelim.
*
Ya söylemezsen?
“Bertaraf olursun” diyor.
Halbuki...
Bitaraf olan bertaraf olmaz.
Bakınız, İsviçre.
*
Üstelik, benim bildiğim demokrasi,
“gizli oy”, açık tasniftir...
“Anayasa”nın 67’nci maddesine göre, seçimler ve “referandum”lar, “gizli oy” açık tasnifle yapılır.
*
Hal böyleyken, ne isteniyor?
“Açık oy” açık tasnif.
*
Anayasa’ya aykırıdır!
*
Evet-hayır’a dönersek...
Aradım ustayı, Erkan Yolaç’ı.
*
Sıkı durun...
*
Meğer, AKP’ye yakın bi hukukçu derneği, benden önce aramış,
“evet” kampanyasına katılması için teklifte bulunmuş iyi mi... Sokak reklamlarında kullanacaklarmış, akıllarınca slogan da hazırlamışlar, “Erkan Yolaç, evet’e yol aç” yazacaklarmış... “Maddi tarafının çok cazip olduğunu” söylemişler, “bu para fırsatı kaçmaz” diye tembihte bulunmuşlar.
*
Tek kelimeyle cevap vermiş büyük usta...
“Hayır” demiş!
“Bugüne kadar şahsiyetimi satmadım, bundan sonra da satmaya niyetim yok.”
*
Üstelik, katmerli
“hayır” demiş...
Çünkü, hem para karşılığında
“evet” kampanyasına katılmaya “hayır” demiş, hem de referandumda “hayır” oyu vereceğini söylemiş.
*
“Peki, hayır kampanyası için teklif gelseydi?” diye sordum...
*
Avanta için kendini satan abidik kubidik sanatçı bozuntularına ders gibi cevap verdi:
“Gene kabul etmezdim. Bir tane oyum var, kullanırım, o kadar... Halka mal olmuş, halkın sevgisiyle programına 48 yıl devam etmiş biri olarak, para karşılığında halkın siyasi tercihini yönlendirmek kişiliğime, karakterime yakışmaz!”
*
Bunca pespayeliğin arasında, omurgalı kalan ustalarıyla onur duyuyor insan.
*
Netice itibariyle...
Duydunuz zilin sesini.
Başka kapıya...
İzmir Marşı’yla!

Sen Eşittir Ben


Tam olarak böyle hissediyorum. Sen ben, bende senim sevgilim. Böyle hissettirdiğin için çok seviyorum seni.





20 Ağustos 2010 Cuma

17 Ağustos 2010 Salı

17 Ağustos





Bugünün iki anlamı var benim için; hem ağabeyimin doğum günü hem de 99 yılında gerçekleşen büyük Gölcük depreminin yıl dönümü. Eskiden 17 Ağustos denildiğinde ağabeyimin doğum günü gelirken 11 yıldır 17 Ağustos denince tüylerimiz ürperiyor, o felaket gün aklımıza geliyor.

Aramızda 4yaş var ağabeyimle. Kah kavga ediyoruz, kah küsüyoruz, bazen de bağırıp çağırıyoruz birbirimize. Ama biz kardeşiz, sonunda hep dönüyoruz birbirimize, gülüyoruz, eğleniyoruz birlikte. Biz tam da büyüme çağımızda birbirimizden ayrıldık, ayrı ayrı büyüdük. O yüzden işte sık sık kavga etmemiz, birbirimizi kolayca yanlış anlamamız. Ama eminim gün geçtikçe biraz daha bağlanacağız birbirimize. Yıllardır benim, bizim için yaptıklarının her zaman farkında oldum, bizim için kendi hayatı için bazı şeylerden vazgeçmelerini üzülerek izledim. İyiki doğdun ağbi. İyiki yanımızdasın ve iyi ki kardeşiz.


15 Ağustos 2010 Pazar

Sıcak Çok Sıcak




Sıcaklar felaket bunaltıyor şu aralar. Tam da ramazana denk geldi bunaltıcı sıcaklar. Yaklaşık 16 saat oruç tutuyoruz. Açlık değil de susuzluk çok zorluyor. İftarda su içmekten gözümüz yemek görmüyor. Normalde yediğimizden daha az yemek yiyoruz. Bol bol su içince mide doluyor haliyle bu sefer yemeğe yer kalmıyor. Şu an sıcaktan ve terden yapış yapış bir haldeyim. Ne vantilatör işe yarıyor ne de sık sık duş almak. Vantilatörü kapattığımız anda sıcak basıyor. Duş iyi hoş da duştan çıkınca herşey eskisi gibi, değişen bir şey yok. Bunaltıcı sıcakların bir an önce bitmesini ve iftara yaklaşık üç saat kalmışken herkese hayırlı ve bol sulu iftarlar diliyorum.



14 Ağustos 2010 Cumartesi

Cici Netbook

Benim güzel, minik, ak pak netbookum.. Canım sevgilim doğum günü hediyesi aldı bana seni. Seni çok sevdim, ama sevgilim aldığı için daha bir çok sevdim. Çok tatlısın iyisin hoşsun da neden windows 7 kullanmak zorundayım. Öğrendim ki windows 7 de masaüstü arkaplanı değiştirilmiyormuş; bu beni çok üzdü. Çünkü ben seni her açtığımda sevgilimin fotoğrafını görmek istiyorum ama ya...

13 Ağustos 2010 Cuma

Keşke...


Keşke mümkün olsa. Şu an en çok ihtiyacım olan şey bu.
İsteyince zaman geri alınabilir mi?


12 Ağustos 2010 Perşembe

SEVGİLİME...






Bu son olsun gidişin. Söz verdiğin gibi bir daha ki gelişin de bir daha hiç gitme. Çünkü ben artık zor dayanıyorum sensizliğe sevgillim. Sensiz bir dakika bile bana zor geliyor. Hep yanımda ol istiyorum. Her gidişinde bu sefer ağlamayacağım diye söz veriyorum kendime ama olmuyor. Ufacık bir şey geliyor aklıma başlıyorum ağlamaya. Sensiz kendimi boşlukta hissediyorum. Sanki kimse yok gibi yanımda sen olmayınca. Sen gidince yapayanlız kalıyorum. Sen gelince dopdolu oluyor dünyam, saatler su gibi akıp geciyor. Ama sen olmayınca bir dakika bir ömür gibi geliyor, geçmiyor saatler, günler...Gel sevgilim artık cok özlüyorum seni. Gel ama bir daha beni hiç bırakma.





4 Ağustos 2010 Çarşamba

Benim Adım İstanbul




Böyledir, hep böyledir, bir "kerre" tiryakim olanlar bir daha asla kurtulamazlar aşkımdan. Bir "kerre" İstanbullu olan artık nereye gitse, kalbinde bir gün mutlaka bana geri dönmeye yeminle yaşar, her fırsatta beni anar, özler, özler, özlemekten kahrolur! Böyledir İstanbul aşkı, böyledir işte.


....


İstanbul'um ben, şehirlerin en büyülüsü, en büyücüsüyüm. Dünyanın en çok arzulanan şehriyim, İstanbul'um; binlerce yıldır tek bir fani tarafından gerçekten terk edilemedim, asla ve asla terk edilemem! Benim adım İstanbul.


2 Ağustos 2010 Pazartesi

İşte Ben Onlardan Değilim





Hani derler ya ben sensiz yaşayamam diye, işte ben onlardan değilim. .
Ben sensiz de yaşarım; ama seninle bir başka yaşarım . .



Nazim Hikmet Ran

Yolculuk Nereye Hemşerim!





Sıkıldınız değil mi ben yine gidiyorum demelerimden.. Ama gidiyorum yine ne yapayım... Demiştim ya yine söylüyorum leyleği havada gördüm bu sene. Eğer bir iş teklifi gelecekse evdeyken de gelir evde olmasamda. Zaten cok bunalıyorum evde. Kaldıramıyorum sürekli telefon çalar diye beklemeyi. Bu seferki yolcuğum tekrar Söke'ye. İngiltere'den *E* nin dayısı ve ailesi geldiler. Gidip onlarla tanışmalı görüşmeli kaynaşmalı değil mi ama.



30 Temmuz 2010 Cuma

Bir Eşi Olmalı İnsanın







Bir eşi olmalı insanın
Rüzgar onun kokusunu getirmeli,
Yağmur O'nun sesini.
Akşam onu görecek diye, pırpır etmeli yüreği,
Ayakları birbirine dolaşmalı heyecandan, eve dönerken,
Cennetten köşe almışçasına
Sevdiği, sakındığı, bakmaya kıyamadığı...
Her bir hücresinden aşkın fışkırdığı,
Çölde okyanusu yaşadığı bir eşi olmalı insanın!!!
Ben seni ölene dek seveceğim boş laf!!!
Ben seni sevdikçe ölmeyeceğim..

Can YÜCEL



28 Temmuz 2010 Çarşamba

Dikkat!! Uyarıyorum


Bunaldım, sıkıldım, hırçınım, dokunmayın... Dokunsalar patlayacak gibiyim.. Hatta arada bir çıkışıyorum, çabuk kızıyorum. Aklımı kurcalayan, beni bunaltan bir sürü şey var.. En kısa zamanda bir iş bulup çalışmam gerekiyor.. Sanırım o zaman durulacağım.. Bir yandan kim bu kadar kısa sürede iş bulmuş diyorum, bir yandanda zaman hızla geçiyor, zamanı boşa geçiriyorum gibi geliyor.. Okul ne güzel bir şeymiş. Şimdi mezun olmamış olsaydım Eylül ayında okula gitme ümidim olacak bu kadar sıkılmayacaktım. Ama şimdi öyle bir şey de yok. Her şey belirsiz, her şey sıkıcı...



26 Temmuz 2010 Pazartesi

Tatil Biter...


Tatilimiz bitti. Çok eğlendik. Hiç boş vakit geçirmedik her dakikasını değerlendirdik bir haftanın. Bu sene İğneada'nın denizi de harikaydı. Hiç olmadığı kadar temiz ve pırıl pırıldı. Hava arada bir kapandı ama biz yine de denize girmeye devam ettik.

Sadece denize girmedik ama piknikte yaptık :


Güneşin batışını da izledik:


Araba kullanmayı da öğrendim:


Ayçiçek tarlalarını keşfede çıktık:


Bulutlara bile yükseldik :) :


Manda sürüleriyle karşılaştık ama yanlarında pek durulacak gibi değildi. Çünkü felaket kokuyorlar:


Deniz, kum güneş her şey güzeldi ama bir de kayalıkların tepesinde yalınayak gezmek ayrı bir zevkti:





16 Temmuz 2010 Cuma

Yolcu Yolunda Gerek :)


Yine , yeniden tatile gidiyorum. Dedim ya leyleği havada gördüm bu sene. Ailemle sessiz sakin , her sene gittiğimiz İğneada'ya gidiyoruz yarın. Ailecek seviyoruz İğneada'yı. Hem çok ucuza bir tatil yapıyoruz hem de kafamızı dinliyoruz bir hafta boyunca. Kumsalı ve denizi çok güzel. Sadece haftasonları biraz kalabalık oluyor, diğer günler rahatça denize giriyoruz, gönlümüzce eğleniyoruz. Ben bavulumu hazırladım bile. Yarını bekliyorum şimdi. Belki bu sefer teyzem de bize katılacak. Ne kadar kalabalık olursak o kadar güzel olur benim tahminimce. Oradayken nete girebileceğimi pek sanmıyorum. Artık dönünce bütün tatil anılarımı sizlerle paylaşabilirim.


15 Temmuz 2010 Perşembe

Sinir Küpü


Bir çocuk hem bu kadar tatlı hem de bu kadar yaramaz nasıl olabiliyor anlamıyorum. Annesinin burnundan getiriyor her şeyi. Kadıncağız misafirliğe gidemiyor Baran bir şeyler kırar korkusuyla. Evde de zaten sürekli diken üstünde.Çünkü Baran her gün ya bir bardak ya bir tabak kırıyor. Hem de kaşla göz arasında saniyelik bir zamanda. Kırıyor bardağı, tabağı ya da her neyse sonra bir güzel de kahkahalar atarak gülüyor. Ne anlıyor bunu yapmaktan, nasıl bir zevk alıyor bu durumdan hala anlamış değiliz. Hem hiperaktif hem sinir küpü. İstediği bir şey yapılmadığında ağlıyor, vuruyor, sinirini çıkarıyor. Bugün sırf parka götürmedim diye ısırdı beni. Hem de öyle güçlü ki ısırdığı yer kabardı, kıpkırmızı oldu. Nasıl bir kuvvet varsa artık.. Annesini ısırmaktan, çimdiklemekten mosmor kadının kolları. Ben iki gün dayanamadım Baran'a, Allah annesine sabır versin.




13 Temmuz 2010 Salı

Daha Çok Var Demeyin


Can sıkıntısı fena sardı. Zaten hayal dünyası geniş bir kişiliktim.. Şimdi abarttım boş boş oturmaktan hayal dünyam rengarenk olmaya başladı. Hani yepyeni başlangıçlara adım atacağım ya hani iş bulacağım. Sonra önümüzdeki zamanlarda evlilik için adımlar atmam gerecek ya ben şimdiden hem iş hayatımla ilgili hemde inşallah hayırlısıyla gerçekleşecek olan evliliğim ve düğünümüz için planlar yapmaya başladım bile... Düğünün en önemli ayrıntılarından biri de gelinliktir bana kalırsa. Gelin o gün en gözde en güzel olmalı... Ne de olsa bütün gözler onun ve damadın üzerinde olacak. Haydi damatlık kolay iş peki gelinlik? İşte o oldukça zor.. Bende o gün gelip çattığında afallayıp kalmamak adına hafiften aklımda bir gelinlik modeli oluşturmaya başlamak amacıyla boş boş evde oturacağıma netten modaevlerinin sayfalarını gezinmeye başladım. Duyar gibiyim bu ne acele dediğinizi. Aaaa! Öyle demeyin ama sonra aceleye gelmesindense şimdi bir şeyler düşünmeye başlamak en iyisi bence. Ne de olsa o zaman gelince büyük bir ihtimalle ve inşallah iş hayatına atılmış olacağım. Beğendiğim ve üzerinde bir kaç oynamayla hayallerimdeki gelinlik olabilecek iki model:


Göğüs kısmı çok güzel ancak etek kısmını dantel yaparsak ve birazda taşlarla ışıltı katarsak çok güzel bir model olabilir.


Bu daha ideal ancak biraz daha kabarık olursa biraz da taşlarını azaltırsak tam hayallerimdeki gibi olabilir.

12 Temmuz 2010 Pazartesi

Bir Kere De Böyle Olsun



- İşin nitelikleerini öğrenebilir miyim?
-Peki ya beni neden tercih ettiniz?
- Ücret konusunu da konuşalım.
- Hımm demek öyle. Ben sizi daha sonra ararım.
.....

- Bu pozisyonu kendi niteliklerime uygun bulmadığımdan dolayı kabul edemeyeceğim. İyi günler.

Hep onlar mı reddedecek bizi, bir kerecik de olsun biz iş beğenmeyelim değil mi ama. Ama yine de fazla ters davranmayayım ne de olsa hala işsizim.



10 Temmuz 2010 Cumartesi

Böyle de Olmaz Ki



Mezun olmanın kötü yanı bursu mu kesmeleri oldu sanırım. Bir anda kesmeselerdi bari ya. Sudan
çıkmış balık gibi oldum vallahi. Sen alıştır beş senedir her ay sonra bir anda geri al. Hiç olmazsa
yavaş yavaş azar azar kesselerdi. İş bulmamamı da bekleyebilirlerdi mesela.




8 Temmuz 2010 Perşembe

Kandiliniz Mübarek Olsun




Bu gece içimde ayrı bir huzur var. Bu mübarek günde duamı etmenin, namazımı kılmanın verdiği huzur içimdeki. Allah herkesin ettiği duaların yanı sıra benimkileri de kabul etsin inşallah bu güzel gecede. Ettiğimiz dualar hatırına huzurumuz hiç bozulmasın, Allah hepimize sağlık versin. Miraç Kandilinizi en içten bir şekilde kutlarım.

7 Temmuz 2010 Çarşamba

El Emeği (!)

Puzzle akımının 2. eserini sizlere sunmaktan kıvanç duyarım. :D İlk puzzle yapmamın ardından büyük heves sardı beni ve ileride evlendiğim zaman kendi evime de koymak üzere yeni puzzlelar almaya karar verdim. Söke'ye gittiğimde hem benim için hemde *E* nin annesi için puzzle aramaya başladık. Bir sürü yer dolaştık aklıma yatan bir tane beğenemedim. Annemiz için aldığımız puzzleın kutusundan katalog cıktı ve oradan bunu beğendim. Aslında bir tane daha beğenmiştim ama onu henüz bulamadık. Bu ve bundan sonra alacağım diğer puzzle *E* nin annesinin emeklilik hediyesi bize.

Can sıkıntısından 3 günde bitirdim bunu. İlk yaptığıma göre daha kolaydı sanırım hem. Bir daha bu markayı almamaya kararlıyım. *E* nin annesi için de aldığımız pek çabuk bitti. Bu markanın parçalarının çok keskin hatları var ne nereye gelecek çok belli. Ben biraz daha uğraşabileceğim bir şey istiyorum. Sanırım o zaman daha çok sevinirim bitince.


5 Temmuz 2010 Pazartesi

Yılın Düğünü






Ay nasıl gideceğiz, nasıl döneceğiz, Ne takacağız derken düğün günü geldi çattı, pek te güzel oldu. Sonunda arkadaşımızı evlendirdik. Hem kınasında hem de düğününde pek bir eğlendik.

Sevgilim düğüne giderken beni yalnız bırakmadı. Kınaya giderken yeri bulmak açısından biraz sorun yaşadık. Ama gayet güzeldi her şey sıcak dışında. Oynadıkça ter attık, terledikçe kendimizi kınanın yapıldığı kafeden dışarı attık. Geceden biraz erken ayrılmak zorunda kaldık evimizin uzak olması nedeniyle.




Ertesi gün nikah için Avcılara gittik. Gelinimiz tek kelimeyle harikaydı. Saçı, makyajı ve özellikle de gelinliği çok güzeldi. Nikah töreninin ardından düğünün yapılacağı Emirgan korusuna gidildi. Emirgan'da ki Pembe Köşk'te oldu düğün. Süslemeler tam Pembe Köşk'e yakışır havadaydı. Düğün çok eğlenceli ve kalabalık olmaması nedeniyle gayet sade ve güzel geçti.

Gelin ve damadımız umarım sonsuza kadar mutlu olurlar. Her günleri düğünlerinde olduğu gibi geçer. Evlilik bu güzel günleri olduğu gibi kötü günleri de olacak ama önemli olan her şeyi elele atlatmak, karşılıklı saygıyı hiç bir zaman kaybetmemek.

29 Haziran 2010 Salı

Yol Göründü

Söke'de ki son günüm. Bu akşam 10 da yola çıkıyorum. Özellikle önden istedim koltuğumu tek başımayım diye. Şimdi yolda sıkılırım ben öndeki koltuğu izleyeceğime yolu izlerim daha iyi. Tek başıma yapacağım ilk uzun yolculuk olacak bu. Aslında bineceğim otobüs Bodrum'dan kalkıyor ve *E* de cuma günü yola cıkacak. Biraz daha bekle birlikte gidelim dedi ama kına gecesi var cuma günü ona gitmem gerekiyor. Aslına bakarsanız birlikte gitsek pek güzel olurrdu ama mutlaka gitmem gerekiyor kına gecesine. Beş yıllık arkadaşım sonuçta böyle günlerde yanyana olmayacaksak ne anlamı var dostluğun arkadaşlığın.

25 Haziran 2010 Cuma

Fasıl




Tatile yapmaya tam gaz devam ediyorum. Her gün yeni planlar yeni programlarla geçiyor. Geçen gece fasıla gittik mesela. Pek bir eğlendik, oynadık, zıpladık, güldük. İlk defa bir fasıl eğlencesine katıldım. Bu kadar eğlenceli olduğunu bilseydim kesinllikle daha önce de giderdim. Hava biraz serindi hatta gecenin sonuna doğru bayağı bir yağmur bile yağdı. Ama yağmur hızımızı hiç kesemedi biz oynamaya devam ettik. Ama keşke dedim hep içimden şimdi *E* de burda olsa diye. O olsaydı daha güzel olurdu hem benim aklım onda olmazdı hemde o yanımda olunca kendimi daha iyi hissederdim.


Bu akşamda gidilicekti fasıla, planımız öyleydi ama o gün yağmur altında ıslanınca herkes pek bir yorgun düştü. Hastalık yolunda ilerleyenlenimiz bile var. O nedenle kısa bir mola verip bu akşam yarın tekrar gecelere akmayı planlıyoruz.

21 Haziran 2010 Pazartesi

Bodrum Bodrum

Geziyorum geziyorum bitmiyor bir türlü durdurduğum yerde durmuyorum... Haftasonu Bodrum'daydık. Sevgilimleydim mutluydum. Onunla olunca hep mutlu oluyorum. Aynı şehirde uyumak aynı şehirde uyanmak ,aynı havayı solumak bile mutlu ediyor beni..

Sevgilimin çalıştığı beach clubta denize girdik. Bizim için loca ayrılmıştı, tertemiz yumuşacık havlular geldi. Yediğimiz önümüzde yemediğimiz arkamızdaydı. Garsonlar etrafımızda pır dönüyorlardı. Biz istemeden geldi aperatiflerimiz. Ne sıkılmamıza fırsat kaldı ne de acıkmamıza..

Sevgilimi 5 günün ardından, bu kadar kısa bir zamandan sonra görmek o kadar iyi geldi ki bana anlatamam size. Onun sayesinde çok güzeldi herşey, onunla olmak güzeldi başlı başına.


Harika bir tatil geçirdim haftasonu anlayacağınız. Ama mezuniyetimden beri dinlenemiyorum. Şikayetci değilim hem geziyorum hem eğleniyorum. Ama akşam olunca kollarım ve bacaklarım ağrıyor. Sabahları uyanamıyorum. Zorla kaldırıyorum kendimi yataktan.

18 Haziran 2010 Cuma

Leylek Leylek Havada

Leyleği havada gördüm bu sene. Hemde sadece bir leylek değil leylek sürüsünü havada gördüm. Gezmekten yorgun düşüp iş teklifi geldiğinde kabul etmeyeceğim galiba. Mezun olmamla birlikte düştük yollara zaten.



*E* ve annesi bizim memleketimizi görsünler diye mezun olur olmaz yola çıktık. Kırklareli'ye gittik teyzem de kaldık. Trakya'nın tek trustik yeri olan Dupnisa Mağarasını gezdik. Oradan üç ayların başlangıcı olması nedeniyle Edirne Selimiye Camii'ne gittik. Pikniğimizi de yaptık, trustik gezimizi de.



Şimdi ise Söke'deyim. Aslında sürpriz olacaktı buraya geleceğim. Ama sağolsun otobüsümüzün muavini *E* le konuşurken yanımıza gelip Söke garaj mı dedi ve bütün sürpriz mahvoldu. Olsun sürpriz olmadı ama mutluyum yine de hem *E* yi göreceğim hem de güzel bir tatili hakettiğimi düşünüyorum beş yılın ardından.