Sabahtan başladı zaten gerginliğim; insanın en yakını bazen en uzağı olabiliyor gerçekten. Senin hakkında düşünülecek en son şeyi düşünüp dile getiren de onlar olabiliyor. Ne acı değil mi? Bir kaç gündür bu benim yaşadığım. Tam sevgilim geldi huzur bulacağım, mutlu olacağım derken birileri bir yandan sanki sırf beni huzursuz etmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Olsun diyorum kendi kendime ama olmuyor işte elimde değil. İşte o sölenmeyecek lafı duyarak başladı benim günüm nasıl güzel devam etsin ki. Ben bir kere sinirlendim mi kolay kolay sakinleşemiyorum zaten. Eve karşı sorumluluğumu yerine getirmem adına yapılacak bir kaç iş de üstüne eklenince o kadar sinirin üstüne bir de yorgunluk çökünce insan kendini patlayacak bomba gibi hissediyor inanın. İşlerimi hallediceğim diye beşinci katta olan evimize tam 4 kere inip çıkmak zorunda kaldım, bir sürü yol yürüdüm; yürüdüm yürümesine de doğru yürüyemedim ki neredeyse bir arabanın altında kalıyordum. Nasıl bir korkuydu yaşadığım elim ayağım titredi kendime gelemedim bir türlü. Heh dedim sora bitti herşey ölmeden sağ salim gideceğim sevgilimin yanına ama nerede? Akılsız başın cezasını ayaklar çekiyor haliyle; evde prizde unutulan fişi çekmek üzere bir daha beş kat çıktım. Sonra her zaman dakikada bir geçen otobüs ben beklediğimden midir bilinmez 45 dk beklettibeni. Üzerine de telefonumun şarjının bitmesi tuz biber ekti. Sevgiliyle buluşulucak da nasıl haberleşilecek. Haydi kontürlü telefondan aradım sevgiliyi otobüse de bindim sonra ama o kadar geç kalmıştım ki tam da iş çıkışına denk geldi tabi; sonuç bir sürü trafik. Bu kadar plan program yaptım hepsi boşuna bir de üstüne başıma bir sürü dert geldi. Pişmiş tavuk meselesi anlayacağınız...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder