

Bahar adımı atmış Bolu'ya. Çiçekler açmış bile kırlarda, ağaçlarda. Ama hala karlar var yerlerde. Abant Gölü kış boyunca yağan karlardan ,yağmurlardan bıkmış artık taşmış, yolları kaplamış , nehir gibi yolların kenarlarında akıyor.Soğuktu ama güzeldi Abant yine sevgiliyle. Issız bir yer gibi geldi bize ama haftasonu kalabalık oluyormuş; piknik yapanlar, faytona binip Abant gölünün etrafında dolaşmak isteyenler geliyormuş.Sonunda ben de en büyük hayallerimden birini gerçeleştimiş oldum Abant'ta; ata bindim. Atlarımız biraz bodur ve tıknaz atlardı ama olsun çok güzel bir duyguydu benim için. Soğuktu ama arada bir güneş yüzünü gösterip ısıttı bizi.Göl kenarında sevgiliyle elele dolaşmak güzeldi. Kafa dinlemek için harika bir yer Abant. Harika bir köy kahvaltısıyla başladı bizim gezimiz. Neler yoktu ki kahvaltı da; bal kaymak mı istersin, sucuklu yumurta mı yoksa kızarmı ekmek mi , zaten zeytini peyniri saymıyorum bile.

Abant'tan sonra Safranbolu'ya gitmeye karar verildi. Orasını tarihi dokusu büyüledi bizi. Daracık sokkaları ve muhteşem evleriyle büyülü bir kasaba gibiydi Safranbolu. Evlerinin yanında bir de kuyu kebabına hasta oldum ben. Tabaklarımız ilk geldiğinde ufak bir şok yaşadım aslına bakarsanız; özensiz bir şekilde tabağa konulan et parcaları ve bir iki parça domates biber. Görüntüsü kötü ama etin öyle bir tadı var ki lokum gibi.
Dönüş yoluna geçildi sonra. Git git bitmedi yol. Yoldaki şiddetli yağmur ve sis çok korkuttu beni. Ama sağsalim vardık evimize. Hayatımda yaşadığım en güzel gezilerden biriydi.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder